Ölümsüz şehir Roma'yı tamamen boşalttık! Gizli, cennet bahçelerin etrafında dizili, rengarenk çiçeklerin sarktığı balkonlu dairelerle dolu, kale gibi sitelerin dış dünyaya açılan irice ahşap kapılarını kapattık. Demir sürgülerini çektik. Ve şehri, aç gözlü, obur ve saldırgan Corona'ya bıraktık. Roma'nın ölümsüzlüğüne güvenerek... Virüsün karşısına, komutanları öncülüğünde hareket eden, bir orduyu bırakarak...
Bugün geldiğimiz nokta, Fransızların ünlü komutanı ve devlet adamı Napolyon'un, Moskova yenilgisini anımsatıyor. 1812 yılının Haziran ayında, büyük bir ordu ile yollara düşen Napolyon, Rusya'nın en gizli noktalarına kadar girip, onu yok etmeyi planlıyordu. Ama bir sorun vardı! Dante'nin '7 Ölümcül Günah'ları arasında yer alan 'Aç gözlülük, oburluk ve saldırganlık, haset ve kibir' gibi, kemirici zararlıları, ruhunda taşıyordu. Aklını değil de, bu günahları öncellemesi, Napolyon'a pahalıya mal olacaktı! Ünlü komutan, 14 Eylül 1812’de Moskova’ya girdiğinde, boşaltılmış, neredeyse tamamı yanmış, harabe bir şehir buluyordu.

Moskova Askeri Valisi General Rastopçin, aklını ön plana almış, Moskova'nın kapısına dayanan Napolyon'un ölümcül yürüyüşünü durdurabilmek için, şehri boşaltmıştı. Tamamen! Ülkesinin meşhur kışını hesaba katarak. Ve şehrin büyük bölümünü üç gün boyunca saracak ateşleri yakarak. Rastopçin, Napolyon'un askerlerine ne barınabileceği bir yer, ne de yiyecek bırakmıştı. Aç gözlü, obur ve saldırgan Napolyon, kaçarcasına geri çekiliyordu. Büyük kayıplar vererek...
Kaybetmişti!
Roma'ya dönersek, biz de şehri boşalttık. Zalim ve acımasız Corona ne bulursa yakalasın, ne bulursa yesin artık! Başbakan Giuseppe Conte öncülüğündeki koalisyon hükümeti, muhalefetin de desteğiyle karantina kemerini daha da sıktı. Evlerden temel ihtiyaçlar mesafesine 200 metre sınırı koydu. Cezaları 3 bin Euo’ya kadar artırdı. Ben şahsen, çok memnunum. Tamam, tedbirler gecikmeli ve aşamalı olarak alınsa da çok mükemmel bir karantina dönemi uyguluyorlardı.

Bu süreç de herkesin hayat kalitesine, yaşlarına ve zevklerine uygun düzenlenmiş programlarla, 'biz, birlikte güçlüyüz. Ve birlikte bu salgını yeneceğiz' milli duygusunu yaratarak yürütüyorlardı. Sokakları, caddeleri meydanları evlere taşıyarak. Halkı, tarihsel, sanatsal ve kültürel zaman tüneline sokarak. Bu bağlamda her türlü imkanı sağlayarak. Kamusal önderleri, sanatçıları, bilim adamlarını, yazarları ve gazetecileri her daim evlere konuk ederek. Konserler, tiyatrolar, filmler eşliğinde. Ve müzeler ile çeşitli sanatsal aktivitelerin sanal kapılarını, halka açarak... Baskı yapmadan, sorumluluk duygusunu, kişilerin inisiyatifine bırakarak. Ama motive ederek... Teşvik ederek... Uyararak...
Halkın, büyük bölümü de karantina koşullarına uydu. Ne var ki hayvanları ve çocukları gezdirme, spor yapma ve temel insani ihtiyaçları karşılama gibi durumlar, yasak kapsamına alınmamıştı. Haliyle, dışarıda bulunmayı meşrulaştıran bu ihtiyaçlar, insanları dışarıya taşıyordu. Mecburen! Olması gerektiği gibi yalnız ve mesafeli. Bu tür özgürlükleri, dışarıya çıkmanın gerekçesi olarak kullanan yok muydu? Elbette vardı. Ama şehrin nüfusunun yaklaşık 2.5 milyon olduğunu düşünürsek, evin dışındaki popülasyon, giderek artan ölümleri ve yeni vakaların sayısını izah etmekten uzaktı!
Çünkü diğer ülkeler gibi İtalya da önemsememişti. Çin ile diğer ülkeler arasında, ucuz üretim- ucuz emek-kapitalizm hattı kurulmuştu. Zaten hareketli bir trafik yaşanıyordu. Bu olguya Çin’in bir ay sürecek Noel tatili eklenmişti. Çin’de yaşayanlar diğer ülkelere, başka ülkelerde yaşayanlar da ailelerini ziyaret edecekti... İtalya’nın öldürücü cazibesini, Venedik Karnavalı’nı ve yerleşik Çin nüfusunu düşündüğümüzde virüs, özellikle bu ülkede iyice semirmiş, zapt edilemez bir canavara dönüşmüştü. Ve aynen Napolyon gibi, önlenemez ilerleyişini sürdürüyordu. Onu durdurabilmek için şehri boşaltmak gerekiyordu. Aynen, akıllı komutan Rastopçin’in yaptığı gibi...
Hükümet, bunu başarabilmek için öncelikle cezaları 3 bin Euro’ya kadar çıkardı. Temel ihtiyaç için evin dışına çıkma mesafesini 200 metre olarak kesinleştirdi. Sigara ve loto düşkünlüğünün yüksek olması nedeniyle, cazibe merkezlerinden olan tabacco trafiğini azaltmak için şans oyunlarını rafa kaldırdı. Açık terzi mağazalarını bile görmez olduk...

Ve devamında asker-polis hepsini denetime çıkardı. Televizyonlardan sürekli ‘bu tedbirler” duyuruldu. Şimdi, şehrin her noktasında, sokak ya da cadde köşelerinde veya köprülerin giriş-çıkış noktalarında askeri araçları ve Carabinierileri görmek sıradan oldu. Zaman zaman, şehrin üzerinde helikopter sesleri de duyuluyor, vızır vızır çalışan, ambulans sesleri eşliğinde...
Halkın, neden dışarıda olduğu ve ev adresi soruluyor. Sınırlar aşılmışsa, gözlerinin yaşına bakmadan ceza yazıyorlar. Yazsınlar! Haliyle alışveriş, spor yapma, sevimli köpeklerini gezdirme bahanesiyle sınırı aşan, kırıcılar da engellendi. Marketteki paketler daha bir büyüdü. Virüs, çok tehlikeliydi. Başka çare kalmamıştı. Kalelerimize bu kez ciddi anlamda çekildik. Sürgüleri çektik. Dışarıya, komutan ve askerlerini bırakarak...
Bu dönem, İtalyanların vatanseverlik duygularını ve İtalyan milliyetçiliğini harekete geçirir mi? Aynı Ruslar gibi bekleyip göreceğiz...