Tarih: 29.03.2020 15:50
Tut ki koronaya karşı çare kireç kaymağıdır...
Korona vakitlerinde ironik yaşamların sahipleri olduk. Hani Attila İlhan'ın "Tut ki Gecedir" de
yazdığı gibi; herkes tetik üstünde, herkes birbirinden şüpheleniyor, kaldırımlar tenha, adres
değiştiriyor koronavistler!...
Dolayısıyla mütereddit yaşamların tiryakisi, hatta müptezeli demek de mümkün malum coğrafya
için…
Çin- Maçin'de de ortaya çıksa gelip buluyor; salgın bu coğrafyayı. Kırıp geçirse de; anlayacağınız abdestli sayılırız salgınlara karşı!
Coğrafyanın kaderi gibi bir şey, salgın hastalıklar.
Bundan yaklaşık iki asır evveli bilmem nere menşeili kolera çıkıp geliyor İstanbul'a.
Yıl 1865. 70 bin kişi doğrudan veya dolaylı olarak etkileniyor salgından. Binlerce insan ölüyor.
Ölenler arasında dönemin Robert Koleji Başkanı George Washburun'un iki yaşındaki oğlu Hanry
de vardı…
İstanbul'u kolera felaketinden kurtaran ise yangın oluyor. Bir musibet, bin nasihate bedel misali,10 bin ev yanıyor, haliyle kolera da yok oluyor yangında!Ve çok geçmiyor, yıl bu kez
1871.Kolera yine çıkıp geliyor İstanbul'a… Yine felaket, yine acı, yine ölüm…
Salgın yaklaşık 4 ay sürüyor, asker ve denizcilerle birlikte şehirde 4 bin kişi ölüyor!
O vakte kadar İstanbullunun mikrop-virüs ile tanışık olmadığını ve Osmanlının salgınla mücadele
yöntemini anılarında şöyle anlatıyor George Washburun:
"Türk yöneticilerin salgınla baş etmek için, hastalık belirtisi görülür görülmez hastaların ağzına kireç kaymağı doldurmaları, hastaların burunlarını ve kulaklarını hastalığın yayılmasını önlemek için kapatmaları, halkı hastalıktan daha çok korkuttu. İlk defa bundan sonra mikropların varlığını duymuş oldular!"
Meraklısına not:
George Washburn- Robert Kolej Hatıraları- İstanbul'da Elli Yıl
Sayfa: 49-84-85
Orjinal Habere Git
— HABER SONU —