Sedat Peker videosunun şifreleri (2) Yolun sonu görünüyor!

Mehmet Aslan yazdı

Gazeteistasyon-Doğrusu, yazacak çok şey olmadığı için bu video hakkında yazıp yazmamakta kararsız kaldım. Ancak Sedat Peker üzerinden gelişen arka taraftaki kavgayı önemsediğim için kendimi alamadım.

“İhtiyaç molası”

Üçüncü video bana trenin istasyona varması ve yeme, içme, temel ihtiyaçlar için mola verilmesini hatırlattı. Üçüncü videoda Korkut Eken’i konuşacağını söylemişti; sadece kendisiyle konuşmuş. Öyle görünüyor ki 9, 10 videonun çekilmesi olanaksız hale geldi. Değerlendirmeden önce kısa bir bilgi vermek gerekir. Devletin kayıt dışı eylemleri için Alaattin Çakıcı misyonunu, Sedat Peker’e devretme kurgusunun arkasındaki isim Süleyman Soylu’ydu. Ancak Soylu’nun “vefa” konusundaki maluliyeti herkesin malumu. Önceki değerlendirmede Sedat Peker’in kaleminin kırılacağını yazmıştım. Süleyman Soylu, dün twitter’daki paylaşımıyla kalemi kırma işini bizzat üstlenmiş oldu. Şöyle diyor Soylu; “Bir ülkede Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı, Kırmızı Bülten talep edilen organize suç örgütü yöneticisinin, güvenlik güçlerimize yönelik iftira ve akla sığmayan ithamlarına sığınarak siyaset yapar mı?”

“Köylülük ve mafyacılık”

Başka bir mevzu ama aynı açıklamanın devamındaki; “Mafyaya neler yaptığımızı, nasıl çökettiğimizi, bu bağırtıların neden çıktığını sorarsan anlatırım” cümleleri, AKP’nin tamamen köylü mantalitesiyle yönetildiğini gösteriyor. Açıklamada koyu yazılmış olan sözcükleri olduğu gibi yazdım. Bu iki cümle Türkiye’nin çok uzun yıllar övündüğü seçkin bürokrasisinin perişanlığını gösteriyor. Mecliste histerik öfkeyle “oooh oooh” çeken bir bakandan başka bir üslup beklememek lazım ama burada dikkat çekmek istediğim köylülük ve mafyacılığın devlet yönetimini nasıl kontrol ettiğidir.

Konumuza dönersek; Peker’in açıklamaları için doğrudan muhattaplarından birinden gelen yanıt işin rengini tamamen değiştirdi. Deyim yerindeyse üçüncü videosuyla Peker açıklamalarına bir “ES” vererek kapısının açık olduğu mesajını verdi; ancak bizzat Soylu’nun kendisi açık kapıyı resmen çarparak kapatmış oldu.

“Mescid-i Aksa fotoğrafı”

Sedat Peker’in videolarını ve söylediklerini baştan itibaren dikkatle takip ettim ve önemsedim: Karanlığı aralamasına vesile olmasını umduğumdan… Üçüncü video reklam arası olduğu için çok detaya girmeye gerek yok. Ancak Peker, üçüncü videonun aleni bir şekilde reklam arasına dönmemesi için alelacele masaya, arka plana semboller serpiştirmiş. Mesela, güncele selam çakarak arkadaki televizyona Mescid-i Aksa fotoğrafı konulmuş. Masada eski model klasik bir sokak lambası duruyor. Arayan eşin dostun uyarılarına istinaden hızlı bir yanıt niyetiyle, amacının sokağı aydınlatmak olduğu, mahalleye ve şehire ışık tutmak gibi amacı olmadığını sembolleştirmiş.

“Kontrolüm sizdeydi”

Masaya bu kez “Baba’nın Dönüşü” isimli tek kitap konulmuş. Bu kitap, Mario Puzo’nun vefatından sonra “Baba” serisine olan talebi karşılamak üzere Mark Vinegarden tarafından yazılan, Corleone ailesinin hikayesini anlatan bir kitap. Bu kitaptan çıkardığım iki sonuç var; biri, çok açıkça anlaşılacağı gibi Peker’in dönme arzusu, diğeri ise kitabın kapağından çıkartılacağı gibi “Baba” sözcüğüne bağlı ipleri kontrol eden bir el figürünün içerdiği anlamdır. Peker burada açıkça, zaten benim kontrolüm tamamen sizdeydi, dolayısıyla ben sizin kuklanızım demeye getiriyor. Kukla ipleriyle kontrol edilen “Baba” olarak, iktidara şu mesajı veriyor; doğru da, yanlış da olsa yaptığım her şeyde kontrolüm sizdeydi…

“Uyuşturucu sevkiyatı”

Üçüncü videoda veya reklam arasında, Peker ısrarla Yeldana Kaharman üzerinde duruyor. Ki, Yeldana dosyasının ister istemez yeniden açılacağı anlaşılıyor. Birinci videoda Azeri işadamı Mübariz Mansimov’un elinden alınan Bodrum Marina’nın önemini, üzerine basa basa anlatıyordu. İkinci videoda ise büyük boyutlu yatların yanaşmasını sağlayacak bir kapasiteye sahip limanın, uyuşturucu sevkiyatına uygun yapısına vurgu yapıyor. Peker iktidara, özellikle de Erdoğan’a Mehmet Ağar’ı bir hediye paketinde sunuyor. Ancak, MHP’nin gölgesinde iktidarını sürdüren Erdoğan’ın, MHP’ye rağmen bu dolaylı teklife pozitif yaklaşması kolay değil.

“Menzilden çıkmaya çalışıyor”

Süleyman Soylu’nun bir anlamda kendi adamına karşı bu kadar sert ve kırıcı ifadelerle kapıyı kapatmasının en önemli nedeni kendisini korunma psikolosidir. Süleyman Soylu, bu açıklamaların etkisi arttıkça Pelikancıların hedefinde olacağını görüyor ve bu hamlesiyle bir anlamda Peker’e yönelik operasyonun kendisine dönmemesi için menzilinden çıkmaya çalışıyor.

Reklam arası videosunda tekrarlanan bir diğer konu kokain meselesi. Hani deyim yerindeyse, kokain meselesinde Peker’in biletine büyük ikramiye çıkıyor. Uyuşturucu trafiğiyle Ağar ilişkisini yana yakıla anlatırken, Panama’da bir gemiye yapılan baskında Mersin limanına teslim edilecek muz konteynerında 600 kg kokain ele geçiriliyor. Belki Peker’in biletine büyük ikramiye çıktı, belki de ikramiye çıkacak bileti satın aldı. Her iki durumda da onun iddialarını destekleyecek çok önemli bir gelişme yaşandı.

Hemen bu noktada bu kokain sevkiyatının başka bir boyutuna bakalım. Aslında kokain işinden bağımsız olarak ithalat ve ihracat işlemlerinin nasıl işlediğini anlatmak istiyorum. Yanılmıyorsam 5, 6 yıldır, birçok alanda olduğu gibi dış ticaret işlemleri de tamamen elektronik hale geldi. Bir ürünü yurt dışına gemiyle sevk ettiğinizde ve yurt dışından bir ürünü getirttiğinizde öncelikle konteyner kiralarsınız. Konteyner kiraladığınız anda, bu kiralama elektronik sistemde sizin şirketiniz adına işlenmiş olur. Son Panama olayı üzerinden örneklersek; Mersin limanına teslim edilecek bir konteyner muzun sahibi hem yükün ilk liman ülkesinde (ilk Bolivya’dan kalkmış), hem de varış limanı olan Mersin’de bütün detaylarıyla kayıtlara geçmiş olur. Bu elektronik kayıtlardan gönderen şirket de, teslim alacak şirket de bütün detayları açıkça bellidir. Yani devlet isterse adrese teslim bir operasyonla kokain sahiplerini derhal alabilir. Ancak bu tamamen devlet adına hareket edenlerin bu işlerin ne kadar içinde olduğuna bağlı bir durum.

“Deyim yerindeyse çarşı karışmıştı”

Peker’in anlattıkları gibi bir dönem Ayhan Çarkın’ın anlattıklarını da dikkatle takip etmiştim. Özel harekat polisi Ayhan Çarkın, o dönem karanlık birçok cinayeti, faili meçhulü ve çok sayıda operasyonu ifşa etmişti. Deyim yerindeyse çarşı karışmıştı. Mehmet Ağar o zaman da kirliliğin merkezindeydi. Behçet Cantürk, Savaş Buldan gibi isimlerin cinayetindeki rolü ortalığa saçılmıştı. MİT mensubu Mehmet Eymür, Ağar ekibi hakkında mahkemeye suç duyurusu yapmıştı vs. vs. Neticede taşlar yerinden oynadı ama sonra tekrar yerine oturdu. Mehmet Ağar ve ekibi yargılandı. Cezalar verildi. Ağar’a el bebek, gül bebek bir hapishane ortamı sağlandı.

“Fidan’ın desteğini de talep etmiş”

Sedat Peker açıklamalarını, ki küvetteki su niyetine açıklamalar olduğunu, bunun arkasında göl ve deniz olduğunu söylüyor; devam ettirebilecek mi bilmiyorum. Süleyman Soylu’nun hamlesinden sonra işi iyice zorlaştı ama buna şaşırmayacağını tahmin ediyorum. İkinci videoyu değerlendirirken, bazı açıklamalarının “ön alma” amacıyla yapıldığını söylemiştim. Aynı şekilde, kendisinden en güvendiği isimlerin desteğini çekmesine karşı, yine “ön alma” amacıyla Hakan Fidan’ın da Pelikancı kesim tarafından hedef haline getirildiğini ima etmişti. Bu hamlesiyle aslında Hakan Fidan’ın desteğini de talep etmiş oluyor. İşinin zor olduğunu “dostlardan” destek gelmeyeceğini biliyor. O nedenle Sezgin Tanrıkulu’nun desteğini “düşmanın merhameti” olarak ifade ediyor. Ki bu “düşmanın merhameti” cümlesiyle “dostların ihaneti”ne sitem ediyor.

“Puslu bir Ankara havası yeniden oluşuyor”

Son olarak Ankara’dan yansıyan havaya değinmek isterim. Daha önceki dönemlerde tanık olduğum puslu bir Ankara havası yeniden oluşuyor. Bürokraside belgeler sızmaya, mafya iyice görünür olmaya başladı. Geçmiş dönemlerde de bürokraside sızıntılar olması, devlet üzerinde derin yapıların kontrolünün artması siyasette değişikliklere yol açmıştı. Mesut Yılmaz’ı da, Tansu Çiller’i de böyle havalar götürdü. Şimdi aynı havayı teneffüs etmeye başladım. Devlet, hangi tarafından bakarsanız bakın derin bir çürümeye teslim olmuş. Alaattin Çakıcı gibi tescilli bir mafya devlet protokolleriyle, uzun araç konvoylarıyla karşılanıyor. En yukarıdan, en aşağıya kadar cümle AKP’liler, giderayak, gözleri dönmüş gibi batan gemiden alabildikleri, taşıyabildikleri ne varsa yüklemek telaşındalar. Bu telaş, bu sisli hava bir dönemin kapanacağına işaret ediyor…

Hakkında admin

Tekrar kontrol edin

‘Çin, Tayvan’a saldırırsa karşılık veririz’

Gazeteistasyon / ABD Başkanı Biden, Tokyo ziyaretinde yaptığı açıklamada Çin’i Tayvan’la ilgili tehdit etti, saldırı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir