“Rinascerò, rinascerai”

Yunan mitolojisine göre, yer altındaki ölüler ülkesinin kralı Pluto (Hades), yine bir gün ‘görünmezlik pelerini’ni giyer ve yeryüzüne çıkar. Ve Sicilya’da, Zeus ile Demeter’in kızları Proserpina’yı (Persephone) görür. Güzeller güzeli, orman perileriyle birlikte, kırda çiçek toplamaktadır.

Uygun zamanı bekleyen Hades, ilk görüşte aşık olduğu Proserpina’yı -dikkatsiz davranıp perilerden uzaklaştığı- bir anda yakalar ve ağlata ağlata, zorla ölüler ülkesine kaçırır. Sonrasında, bereket tanrıçası anne Demeter’in üzüntüsüyle, dünyada açlık ve kıtlık dönemi başlar.

Durum herkes için çok kötüye gitmektedir. Araya tanrılar girer. Ve acılı dönem, Hades’in, Persephone’ye verdiği ‘yılın üçte ikisini yeryüzünde geçirme’ iznine kadar sürer.
Çin’den dünya turuna çıkan ölümcül Corona virüsü de, böylesine bir aşkla, İtalya’ya tutulmuş olmalı! Günlerdir, Corona inat ediyor, güzel İtalya direniyor. Yeniden, yeryüzünü görmek için… Yeniden yeryüzünü göstermek için…

Tüm ülkede 10 Mart tarihinde başlayan ve 3 Nisan dönemine kadar süren, sonrasında 13 Nisan’a uzatılan Corona’ya karşı mücadele sürecinde, şarkılar da önemli bir yer tutuyordu. Görünmez, pelerinli düşmanın gücünü başta önemsemeyen ülkede ilk olarak, ‘biz İtalyanlar’ duygusu, hızla harekete geçiriliyordu. Corona’nın ilerleyişine göre şarkılar dile geliyor ve topluma öncülük ediyordu. İtalyanlar, adeta bir silah gibi kullanıyordu şarkılarını…

Ülkenin genel karantina dönemine alındığı ilk günlerde, rengarenk çiçeklerin sarktığı balkonlardan, kepenkli pencerelerden ve limon ağaçlı teraslardan, ‘İtalya’nın Kardeşleri” (Fratelli d’Italia) isimli milli marş, gökyüzüne yükseliyordu.

Korolar, alkışlar, tencere kapakları ya da enstrümanlar eşliğinde. İtalya’ya bağımsızlık yolunu açan milli birlik mücadelesi sırasında yazılan ve “İtalya’nın kardeşleri, İtalya uyandı” sözleriyle başlayan milli marş, bu kez virüsle mücadelede kullanılıyordu. Tüyleri diken diken ederek…

Temel ihtiyaçlar hizmeti veren yerler dışında, her yerin kapandığı, evlerin meydanlara dönüştüğü ve televizyonların adeta bir orkestra şefi gibi çalıştığı bu süreçte, İtalyanlar -kimlikli- gömleklerini giyiyor, yeşil, beyaz ve kırmızı çizgili bayraklarına sarılıyor ve marşları eşliğinde virüs’e karşı toplu savaş açıyordu.

Halkın en sembolik kişisi nonnasından (nine) en küçük çocuğuna kadar, “Kazanacağız” (Vinceremo) ve “Her şey güzel olacak” (Andrà tutto bene) sözleri dilden dile dolaşıyordu. Yetmiyor balkonlar ve pencereler, bayraklar eşliğinde bu dileklerle donatılıyordu…

Karantina’nın ilerleyen günlerinde, yani görünmez düşmanın Çizme’nin Kuzey’inden Güney’in kadar ulaştığı ve tüm ülkeye ölümcül nefesini üflediği dönemde, mücadeleye, “Uçmak, oh, oh. Şarkı söylemek, oh oh. Mavide, maviye boyalıda, Yükseklerde olmaktan çok mutluyum” nakaratlarıyla beslenen, enerjik, ‘Volare’ şarkısı ekleniyordu.

Televizyonlardan, evlerin meydanlarına yansıtılan programlarla da bu süreç destekleniyordu.. Söyleşiler, müzik programları, haberler ve hatta filmler bile milli mücadeleye eklenmişti. En çok da tarih, sanat ve kültür programları, Rönesans dönemine atıf yaparak, ölümsüz kişiler eşliğinde, dizi dizi akıyordu ekranlardan. Gururla…

Günler geçiyor ama ne ölümler duruyor, ne de sayılar azalıyordu. Ve maskeli Corona, her gün binlerce kurbana dokunmaya devam ediyordu. Sabırlar tükeniyor, sesler kısılıyor ve artık kepenkler kapanmaya başlıyordu. Ölümcül bir sessizlik, korkuyla birlikte ülkeye hakim oluyordu.
Ölüler ülkesine taşınan yüzlerce kişiyi saymaktan, yas dönemleri de birbirine karışıyordu. Aralarında doktorların, hemşirelerin ve tüm sağlık görevlilerinin de bulunduğu virüs kurbanlarına, dizi dizi tabutlar yetmiyor, mezarlıklar tükeniyordu.

Özellikle çizmenin kuzeyini esir alan Corona’nın en çok vurduğu Lombardia bölgesinde yer alan Bergamo kentinden taşan görüntüler, gelinen noktayı özetliyordu. Yüzlü rakamlarla anılıp, ertesi gün toplu rakamlar mezarlığına atılan yitik hayatları, tabutlar saymaya başlıyordu yeniden… Tek tek! Hayatımız boyunca girdiğimiz tüketim kuyruklarına bu kez, tabutlar giriyordu… Yakılmak (kremasyon) için..

Bazen, fırın kuyruğu o kadar uzun oluyordu ki,kocaman hikayeler taşıyan tabutlar, başka bölgelere göçe zorlanıyordu. Aynı durum, kremasyonu tercih etmeyenler için de geçerliydi. Onlarda bu süreç, daha da zor geçiyordu. Yatacak yer yokluğundan… Büyük cenaze törenleri yasaklanmıştı. Ve askeri araçlar da, son yolculuğa hizmet eder olmuştu. Korona, güzel İtalya’yı yakalamış, hem ekonomik, hem sosyal ve hem de moral olarak, ölümlüler ülkesine sürüklüyordu…

İşte böylesine bir konjonktürde, herkese bir şekilde dokunan, ‘Rinascerò, Rinescera’ (Yeniden doğacağım, yeniden doğacaksın) isimli şarkı gündeme geliyordu. Diğerlerinden bir farkla! Bu şarkı Corona günleri’ndeki italya ve İtalya halkı için yazılmıştı. Çıkış noktası ise ‘eski şehir, yeni şehir’ olarak ikiye ayrılan, yani eskiyle yeniyi birleştiren bir Ortaçağ şehri görünümündeki Bergamo’ydu.

1970’lerin ünlü grubu ‘Pooh’un üyelerinden Roby Facchiett bir günde 800 kişinin birden hayatını kaybettiği Bergamo’dan taşan, tabutlarla dolu askeri araçları görünce, her birimiz gibi çok acı çekiyor ve çok öfkeleniyordu. Sonra, gerçek bir sanatçı duyarlılığıyla, acısını içine akıtıyor, ülkesinin acısına merhem hazırlıyordu. Ve kendi yasını da katarak, bir ağıt yakmaya başlıyordu.
Ülkesinin geçmişini ve bugün geldiği noktayı düşünerek, İtalya’ya çok yakışan, ‘yeniden doğuş’ renkleriyle bezeli Rönesans elbisesini giyerek… Sadece kültür, sanat ve edebiyatı değil, sosyal hayatın her alanını hareketlendiren ve canlandıran bir döneme giderek… Facchie, başlığını, “Rinascerò, rinascerai” olarak belirlediği bestesini, daha sonra en uygun kelimeleri bulacağından emin olduğu arkadaşı Stefano D’Orazio’ya gönderir.
Ruhundan akanları kelimelere ve cümlelere dökmesi için. Aynı acıları çeken Stefano da, Facchie’nin ruhunun diğer yarısı gibi, her bir notayı kelimelerle anlamlandırır.

Yeniden doğacağım, yeniden doğacaksın

Her şey bittiği zaman

Yıldızları tekrar görmek için yeniden döneceğiz.

Yeniden doğacağım, yeniden doğacaksın,

Bizi ezen fırtına, bizi eğiyor, ama bizi kırmayacak

Kaderle savaşmak için doğduk

Ve her seferinde kazanan biz olduk

Yeniden doğacağım, yeniden doğacaksın

Ve, “Yeniden doğacağım, yeniden doğacaksın” şarkısı, ülkenin sayısız çeşmeleri ve havuzları gibi, dillere pelesenk olup, her yerde çınlamaya başlar. İtalya’dan başlayarak, sınırları aşar ve Corona gibi dünya turuna çıkar.

Kilometrelerce ötede, benzer acıları çeken insanların yüreğine, “Kaderle savaşmak için doğduk. Ve her seferinde kazanan biz olduk. Yeniden doğacağım, yeniden doğacaksın” cümlelerini fısıldayarak. Ama bir farkla, öldürmek değil, yaşatmak için…
Ve Roma’nın yüzde 70’ini dantel gibi işleyen Bernini’nin, ‘Proserpina’nın Kaçırılışı” isimli şahane eserindeki, dondurulmuş göz yaşında olduğu gibi, bugünleri geride bırakmayı umarak…

Hakkında admin

Tekrar kontrol edin

Yenilik Partisi Genel Başkanı Yılmaz bıçaklandı

Gazeteistasyon / Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz ofisinde bıçaklı saldırıya uğradı. 3 yerinden bıçaklanan …

Bir cevap yazın