Kanayan yara cezaevleri…

Cezaevleri, Cumhuriyet tarihi boyunca, hep kanayan bir yara olmuştur.  Açlık grevleri, ölüm oruçları, isyanlar…

Bir insan bile bile neden ölüm orucu, açlık grevine girer? Canına kıymayı, ölümü niye göze alır! Buna yanıt verilmediği sürece, bizden sonraki kuşakların da, ülkenin kanayan bu yarasıyla, sürekli yüz yüze gelmeleri kaçınılmazdır.

12 Eylül darbesi, ülkenin üzerinden silindir gibi geçti. Cezaevleri ‘ev’ olmaktan çıkmış, işkencehanelere dönüştürülmüştü. Kendini yakanlar, yargısız infazlara kurban gidenler…

Cezaevleri son olarak, kapsamlı şekilde Türkiye ve dünyanın gündemine 2000 yılında geldi… “Hayata dönüş”, bana göre ‘hayata dönememe’ adı altında, 20’ye yakın cezaevine operayon yapıldı. 28’i tutuklu, 2’si asker, 30 ‘insan’ yaşamını yitirdi. Hayata dönüş, bir anlamda ölümlerle ‘taçlandırıldı…’

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, operasyonu “Teröristleri kendi terörlerinden kurtarma” olarak niteledi!

Gerçek olan; ‘Hayata dönememe’ operasyonu, 12 Eylül gibi unutuldu, tarihin tozlu yaprakları arasındaki yerlerini aldılar. Şimdi cezaevleri tekrar gündemde… Açlık grevleri, ölüm oruçlarıyla değil, bu kez dünyayı esir alan koronavirüs nedeniyle!

Cezaevlerinde ki tutuklu ve hükümlü sayısı 285 bin civarında. Cezaevlerini, olası bir virüs salgından korumak için, infaz yasası adı altında, bir af çalışması yürütülüyor. Her kafadan bir ses çıkıyor. Şunlar çıksın, bunlar çıkmasın!

Virüs salgınını ağır şekilde yaşayan İran bile, son olarak 85 bini aşkın mahkum ve tutukluyu serbest bıraktı. İran tehlikenin farkında… Mahkumlar arasında yayılacak bir salgının, cezaevlerini ölüm tarlalarına dönüşebileceğini görüyor.

Af düzenlenmesi haftaya çıkacak. Yasallaştıktan sonra da, tartışmalar farklı bir evreye taşınacak.

Şunu niye bıraktılar, bunu niye içeri de tuttular… Kimse memnun kalmayacak. İnsan yaşamı, her zaman olduğu gibi, yine ikinci plana itilecek.

“Bırakın ölsünler” temennisini içinden geçiren kafatasçılar da yok değil bu ülkede…Tıpkı Kenan Evren gibi; “Asmayalım da besleyelim mi…”

12 Eylül’de ve 2000 yılında yapamadığımız “Hayata dönüşü” bu kez yapabilir miyiz? Toplumsal uzlaşma için bunu gerçekleştirmeliyiz…

Başta, düşüncelerinden ötürü cezaevlerinde bulunanlar olmak üzere, bırakılması gerekenler bu aftan yararlandırılmalı. Tutuklu ve hükümlülerin  yarısından fazlası çıkarılmalı, bununla hem cezaevlerinde kalanların, hem de salıverilenlerin, virüse yakalanma olasılıkları da minimize edilmiş olacaktır.

Virüsün daha korku tüneline dönüşmediği Mart ayı başında Mehmet Öcalan, İmralı Cezaevi’nde abisi Abdullah Öcalan’ı ziyarete gitmişti. Mehmet Öcalan, o gün yaşanan diyaloğu şöyle aktarıyor.  “Cezaevindeki X-Ray cihazından defalarca geçirildim. O bir bahaneydi. ‘100 defa da geçsem o çalacak’ dedim. Ondan sonra görüşmeye geçtik.”

Birkaç dakika sonra gelen ağabeyi Abdullah Öcalan ile karşılaşmasını “İçeri geldi ve benimle tokalaşmadan ‘Bana bilgi verdiler. Herhalde sende ateş var. Nezle olmuşsun’ dedi. Bu nedenle tokalaşamadık” izlenimini kamuoyuyla paylaşmıştı.

Tutuklu ve hükümlüler, suçlu bile olsalar yaşam hakkı kutsaldır…

Hakkında admin

Tekrar kontrol edin

Memleket partisi sözcüsü Özkal: ‘Vali anayasaya aykırı konuşamaz’

Gazeteistasyon- Memleket Partisi Sözcüsü Prof. Dr. İpek Özkal Sayan Kocaeli Valisi’nin ‘Devletin ideolojisi İslamdır’ ifadelerine, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir