Virüs Panik… (1)

2009 Yılında İrfan Önürmen, “Panik” isimli sergisinde; dergi, gazete ve tv görselleri üzerinden insanı, toplumu izleyip, arşivini yapan ve sergisinde medyayı gazete ile somutlaştırarak malzeme olarak kullanmış.
Sergisindeki yaptığı işlerde vurguladığı “panik” duygusuna sebep olan
düzensiz kentleşme,
aşırı trafik,
yalnızlaşma,
tüketim zorunluluğu,
sıkışık mekânlar,
cinsel baskılar,
terör tehdidi,
savaş gibi insanın doğal yapısını bozucu unsurları vurguluyor.
“Sergi de domuz gribi,”
“işten atılmak,”
“geç kalmak,”
“yalnızlıktan korkmak,”
“yeni bir şeye başlamak,”
“terk edilmek,”
“iş görüşmesi” gibi olayların sonucunda oluşan “panik” günümüz insanımızın özelliklerini yansıtıyor. Aslında panik ortamının zaman zaman bilinçli yaratıldığına dikkat çekiyor.
Çağdaş yaşam, kentleşme ve gelişen teknolojilerin bireydeki panik psikolojisinin oluşmasına sebep olduğu göstermeye çalışıyor.

Oluşan herhangi bir felakette bireyleri içine düştüğü “panik” ve “telaş” o felaketin vereceği zarardan daha fazla zarar verebilir.
Bugünlerde Çin’in Hubei Eyaleti’ne bağlı Wuhan şehrinde başlayıp tüm dünyayı etkisi altına alan Korona (Covid 19) virüsü salgını için televizyonlarda ve sosyal medyada herkes bir şeyler söyleyerek bazıları ortamı yumuşatmaya, kimileri de telaşa sürüklüyor.
Bu durumda genel olarak insanların yaptıkları, umursamamak, panik yapmak ve bilimsel uyarılara uyarak normal yaşamını sürdürmek.
Bana göre bugünlerde “panik” ve “telaş” yapmamıza gerek yok.
Beğensek, beğenmesek, taraftarı veya muhalefeti olsak da, yalnızca konun uzmanlarını ve yetkili ağızların söylediklerini yapmalıyız.
Dünya Sağlık Örgütü’nce pandemik hastalık olarak ilan edilen Covid-19 virüsü, dünya tarihinde ne ilk salgındır. Ne de son olan salgın olacaktır. Onun için bu salgını sadece yetkili ve uzmanları dinlersek çok az zararla atlatırız.
Dünya tarihinde milyonları öldüren çok salgınlar olmuştur. Ben büyük salgınların kısa bir kronolojik dokümanını çıkardım. Sizlerle paylaşmak istedim.
Bu arada dünyadaki bazı gelişmelerden bahsedeyim.
Dünyadaki ülkelerin hükümetleri, bugün yaşadığımız gibi beklenmedik krizlerde tutumunu değiştirmesi anlaşılır bir şey, ama “bu değişim uzmanların edindiği yeni bilgiler ışığında olmalı.” “Radikal müdahalelerin daha iyi olduğunu ileri süren muğlak tahminlerle değil.”
Şu anda korku içindeyiz ve güçlü, istikrarlı bir yönetime sahip olduğumuz için memnun olabiliriz. Ama bir süre sonra yorulacağız ve öfkeleneceğiz. Canı sıkılan ve korkan insanlar, daha farklı, cazip senaryo ve çözümler öneren ya da başka bir çarenin bulunabilmiş olacağını söyleyen seslere kulak verme eğiliminde olur. Yolun sonunda bizi yeni ve derin bir demokrasi krizi bekleyebilir.”
Hükümetlerce bazı önlemlerin bir kez alındığı, bir emsal teşkil ettiği bir dünyada, temel hak ve özgürlüklerin, sözde bir başka acil durum nedeniyle bir kez daha kısıtlanmayacağının garantisini kim verebilir? Avusturya sınırının, “stoklama” amacıyla komşu ülkeden alışverişi, stoklamayı da önlemek üzere kapatılması, birkaç gün öncesine kadar “açık sınırları savunanların” hayal kırıklığı yaşıyorlar. İltica gibi temel bir hak kullanımdan kalktı. İnsani kırılma noktası aşıldı.
Şiddet, yaşanan ailelerin çocuklarının yanı sıra psikolojik hastalıkların ve kendi geçmişlerindeki taciz tecrübelerinin pençesinde bulunan ebeveynleriyle yaşayan çocuklar da var. Normal koşullarda bu çocuklar için ana okulları ve okullar birer kurtarıcıdır. Burada hayatlarına az da olsa istikrar kazandırılıyor. Üstelik burada kontrolü kaybetmeyen yetişkinler var. Salgınla beraber bu güvence çocukların elinden alınıyor. Küresel salgın, hayatımız için büyük kısıtlamaları beraberinde getirecek. Başka türlüsü de mümkün değil, çünkü konu artık ölüm kalım meselesi. Ama her karar, ele alıp çözmemiz gereken bir dizi başka olumsuz sonucu da beraberinde getiriyor.
Az yada çok kendi seçimimiz olan ev hapsinde beklediğimiz zamanı yaratıcı bir şekilde ve akıllıca kullanabiliriz. İşgal yıllarındaki sokağa çıkma yasağında olduğu gibi ciddi bir doğum patlaması da “aman gülmeyin” Ahmet Hamdi Çallı gibilerinin umutları arasında. Bu özel zamanların yeni bir tür sanat ve edebiyat yaratacağını da umuyoruz. Belki de kısa bir süre sonra kolera salgınını fon olarak kullanarak “Venedik’te ölüm” kitabını yazan Thomas Mann gibi yeni birileri çıkabilir.
Günümüzde Korona virüse karşı en güvenli ülke, virüsün henüz yayılmadığı söylenen ülkeler değil, “Çin.” Evet, Çin çünkü Çinliler doğru teşhis koymayı, virüsün yayılmasını önlemeyi ve tedavi etmeyi öğrendi. Bunu artık bütün dünya biliyor.
Çin, böylece kendisinden yardım isteyen herkese destek olmaya istekli ve bu konuda yetkin, eşsiz bir ülke oldu. Salgınla başarılı şekilde mücadele etmesi uzun süre Çin’in işine yarayacaktır. Zaten Çin bunun pekâlâ farkında olduğundan genel geçer şöyle formüller ortaya atılıyor: “Felaket zamanlarında Çin’in mi, Batı’nın mı siyasi sistemi daha iyi?” Sorusunun cevabı bana göre net.
Çin’in ileride olduğuna ve Batı’nın önlemez bir çöküş yaşadığı görüşü, daha çok taraftar kazanacaktır. Hem Çin’de hem de Batı’da otoritarizm taraftarı ve demokrasi karşıtı görüşler yüksek sesle savunulacaktır. Çin kötü günleri atlatmış, Batıdaki salgın ise yeni başlamış gibi görünüyor. 2008 yılındaki mali çöküşle yaşanan küresel kriz, Batının öz güvenini sarsarken bir taraftan da siyasi ve ekonomik gücün Çin’e doğru kaymasına neden olmuştu. 2020 Korona virüs krizi ise dengelerde bundan çok daha büyük bir kaymaya neden olabilir.

Hakkında admin

Tekrar kontrol edin

Akşener: Biz de aday getirebiliriz, CHP’li de olabilir, kazanmak önemli

Gazeteistasyon / İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, katıldığı canlı yayında Millet İttifakı ve 6’lı …

Bir cevap yazın