Rektör Miguel de Unamuno / Mustafa Nesim SEVİNÇ

Prof. Miguel de Unamuno, 20. yüzyılın ilk yarısında ilgilendiği hemen her alanda damgasını vurmuş bir İspanyol romancısı, şairi, dilbilimcisi, tiyatrocusu, eleştirmeni ve düşünürüdür. Unamuno, İspanyol kültürünü özümlemiş ayrıca, “anadili gibi” 14 dil biliyordu. 1. ve 2. Dünya paylaşım kavgasında, güçlülerin yanında değil, özgürlüklerin ve demokrasinin tarafında yerini almıştı. Değerlerine öylesine içten, öylesine kararlılıkla bağlıdır ki, Falanjistlerin katlettiği Şair Frederico Garcia Lorca’nın akıbeti bile onu caydırmamış, tam tersine, rektörü olduğu Salamanca Üniversitesi’ni demokrasinin ve Cumhuriyetin kalesi olarak algılamak istemiştir.
1931’de kurulan Cumhuriyete kendini adayan Unamuno, 1936’da başını General Franko’nun çektiği faşist hareket, özgürlükçü demokratik Cumhuriyete başkaldırınca, kendini üç yıl sürecek olan İç Savaş’ın içinde ve bilim-kültür cephesinin en ön saflarında bulur.
İç Savaş, adı üstünde, cephesi belirsiz bir savaş. Zaferi ya da yenilgiyi, sivil toplumun her alanında bireysel tavırlar, teslimiyetler ve direnmelerin belirleyeceği bir savaş. İdeolojilerin belirleyici olduğu bir savaş. İşte, bu İç Savaş’ın başlangıç yılı olan 1936’da Miguel de Unamuno, Cumhuriyetin görevlendirmesi ile Salamanca Üniversitesi’nin rektörlüğünü yapmaktaydı. Ne var ki, Avrupa’nın en eski ve köklü üniversitelerinden biri olan Salamanca Üniversitesi, Falanjistlerin ilerlemesi sonucu, milliyetçi kuşatmanın içinde bir Cumhuriyetçi adacık olarak kalmıştı ve her fırsatta taciz edilmekte, kışkırtılmaktaydı.
El caudillo sıfatıyla İspanyol devletine totaliter, baskıcı bir yapı kuran Franco rejiminde milliyetçiler her yerde olduğu gibi Unamuno’nun rektörü olduğu Avrupa’nın en köklü üniversitelerinden Salamanca Üniversitesinde de örgütlenmeye çalışıyor ve tacizlerde bulunuyorlardı. Unamuno savaşın başındaki politik tavrıyla ilgili eleştirilere de, Kazancakis’e verdiği bir röportajda şöyle cevap vermişti:
“…Umutsuzum! Burada olup bitenler, savaşmaları, birbirini öldürmeleri, kiliseleri yakmaları, kiliselerde dua etmeleri, kızıl bayrakları, İsa’nın bayraklarını kaldırmaları… Bütün bunlar İspanyollar inandığı için mi oluyor sanıyorsunuz? Yarısı İsa dininde, yarısı Lenin’inkinde mi? Hayır! Hayır! Size söyleyeceğim şeye iyice dikkat edin: Bütün bunlar, İspanyollar hiçbir şeye inanmadıkları için oluyor! Hiçbir şeye! Hiçbir şeye! Onlar desperados’tur. Bu söz dünyanın hiçbir dilinde yoktur. Çünkü İspanyol’dan başka hiçbir millet onun anlamına sahip değildir. Desperados demek, hiçbir tutunacak tarafı olmadığını pekâlâ bilen, hiçbir şeye inanmayan ve inanmadığı için kuduran kimse demektir… İspanyol halkı çıldırmış! Yalnız İspanyol halkı değil, bugün bütün dünya öyle… Neden mi? Çünkü bütün dünya gençliğinin seviyesi manen düşmüştür. Yalnız ruhu küçümsemekle kalmıyorlar, ondan nefret ediyorlar. Bugün dünyanın bütün gençliğini karakterize eden şey budur. Sporu, hareketi, savaşı, sınıf mücadelesini neden isterler sanıyorsunuz? Çünkü ruhtan nefret ediyorlar. Gerçeğe dönmek istiyorlarmış, romantizmden, manevi değerlerden, boş fikirlerden öğreniyorlarmış. Neden sanırsınız? Çünkü ruhtan nefret ediyorlar! …İspanya’nın geçirdiği şu kritik anda askerlerin yanına gitmek zorunlu idi, gitmeliydim. Ortalığı onlar düzeltecektir. Disiplinin ne demek olduğunu bilirler ve onlar sağlayacaktır bunu. Siz bakmayın, ben sağcı olmadım, özgürlüğe ihanet etmedim! Ama şu anda düzenin sağlanması zorunludur. Ben kısa zamanda ayağa kalkarak tek başıma özgürlük için mücadeleye başlayacağım. Ben ne faşist, ne de bolşevikim… Tek’im ben!”…
Aralarında Franko’nun karısı Dona Carmen, Salamanca Başpiskoposu Enrique Play Deniel, Franko’nun Fas Lejyonu’ndan silah arkadaşı da olan ve o sırada Frankist yönetimin önemli bir ismi Millan Astray da bulunduğu Milliyetçiler. Salamanca Üniversitesi’nin “akademik yılı açılışı” “Irk Bayramı” Gününe den geldiği 12 Eylül 1936’da rektörün iznini almadan “Irk Şenliği” düzenlerler.
Unamuno’n da bulunduğu o mekânda Franco taraftarları falanjistler şov yaparken, Toplantı sırasında önce üniversitenin edebiyat hocalarından Francisco Maldonado bir konuşma yapar ve Katalonya ile Bask Bölgesi’nin ayrılıkçı tavırları nedeniyle İspanya’nın kanser hücreleri olduğunu söyleyerek yaptığı konuşma ile. “Irk Bayramını” İber Yarımadası’ndaki “İspanyol” ırkına indirger ve ayrılıkçı Katalonya ile Bask Bölgesi’ni, İspanyol ırkının bünyesindeki birer tümör olarak nitelendirir ve “Faşizm tüm bu sorunlara er ya da geç neşter vuracaktır!” der. Bu sırada salon galeyana gelir ve kalabalıktan sloganlar yükselir. Birisi “Viva la muerte! (Yaşasın Ölüm!)” diye bağırdığı sırada bütün o davetli resmi erkânın ve bindirilmiş kalabalığın önünde kürsüye çıkan Franko’cu General Astray. Cumhuriyetin ilanı ile “İspanya’nın maruz kaldığı büyük iç ve dış tehlikelerden” bahsedip aydınlara hakaret edip bolca faşizmi överken Falanjist diyalog, sloganlar eşliğinde salonu inletir. Astray “İspanya” diye bağırır, kalabalık koro halinde “Bir” diye cevap verir. Astray tekrar “İspanya” diye bağırır, bu kez kalabalık “Büyük” diye cevap verir. Astray son kez “İspanya” diye bağırınca, kalabalık “Özgür” diye cevaplar. Böylece ünlü Falanjist slogan “Bir, Büyük ve Özgür İspanya” tamamlanmış olur. Sonra salona falanjist üniformalı bir grup girerek Franko’nun resmini duvara asarlar. Astray, konuşmasını coşturulmuş kalabalık tarafından sık sık tekrarlanan “Yaşasın ölüm!” nidaları ile bitirir.
Bunun üzerine Kendi üniversitesinin çatısı altında baskına uğrayan Unamuno ‘faşistlerin tüm müdahalelerine rağmen kendinden emin kararlı adımlarla kürsüye çıkan rektör Unamuno işgalcilerin şaşkın bakışları altında, şu tarihsel konuşmayı yapar.
“…Şimdi benim burada ne söyleyeceğimi büyük bir merakla beklediğinizi biliyorum. Beni tanıyorsunuz, beni biliyorsunuz. Hepiniz, benim, susmadığımı ve susmayacağımı biliyorsunuz. Yetmiş üç yıllık ömrümde susmayı, suskun kalmayı bir türlü öğrenemedim. Ve bugün de öğrenmek istemiyorum suskun ve sessiz kalmayı. Bazı durumlar vardır ki, orada susmak, yalan söylemektir. Zira sükût, ikrar olarak yorumlanabilir. Bugüne kadar içimde daima birbiri ile tutarlı bir uyum içinde yaşaya gelen sözüm ile vicdanım arasında bir boşanmaya asla izin veremem. Kısa konuşacağım. Süslemesiz ve dolambaçlı cümleler olmaksızın dile geldiğinde gerçek, daha bir gerçektir. Bu çerçevede, biraz önce dinlediğimiz ve şu an aramızda bulunan Genaral Millan-Astray’in konuşmasına, eğer buna bir söylev denebilirse- birkaç şey eklemek istiyorum.
Basklara ve Katalanlara ilişkin iftira ve aşağılamalar yığını içinde kişiliğime yönelik olanları bir yana koyalım… Marazi ve anlamdan yoksun bir çığlık dinledim: ‘Yaşasın ölüm!’ Ben ki, ömrümü, anlamını kavrayamayanların tüylerini diken diken eden paradoksları hale yola koyup aşmaya çalışmakla geçirdim, uzman kimliğimle, bu barbar paradoksun benim için tiksindirici olduğunu söylemeliyim. General Millan-Astray bir maluldür. Bunu, kaba bir art düşünce olmaksızın vurgulayalım. Kendisi gerçek bir harp malulüdür. Cervantes de bir harp malulü idi. Bugün İspanya’da, ne yazık ki, çok fazla sakat kimse vardır. Ve eğer Tanrı bize yardımcı olmaz ise yakın bir gelecekte, maalesef daha pek çok sakat insanımız olacak. General Millan-Astray’in bir kitle psikolojisinin temellerini atmakta olduğu düşüncesi, bana acı veriyor. Cervantes’in ruh büyüklüğüne sahip olmayan bir malul, bu kompleksinden kurtulup rahatlamayı, genellikle başkalarının da sakat kalmasını sağlamakta arar.
Yenmek ikna etmek demek değildir; aslolan önce ikna etmektir; oysa duyguya ve tutkuya yeterince yer vermeyen kin, hiçbir zaman ikna edemez. Siz yeneceksiniz, çünkü siz, gerekli olandan daha fazla kaba kuvvete sahipsiniz. Ama kandıramayacak, inandıramayacaksınız. Zira inandırabilmeniz için, ikna edebilmeniz gerekli. Oysa ikna etmek için, size, sizde bulunmayan iki şey gerekir: Akıl ve mücadelede haklılık. Sizi İspanya’yı düşünmeye çağırmanın, İspanya için tasalanmanızı beklemenin bir yararı olmadığını, bunun beyhude bir çaba olduğunu düşünüyorum. Bu kadar! “Vencereis pero no convencereis!” (“Yeneceksiniz fakat ikna edemeyeceksiniz!”)
Astray’ın, oturduğu yerden, “Kahrolsun zekâ, Kahrolsun akıl!” nidaları ile sık sık kestiği ve coşturulmuş amfiye yuhalattığı bu konuşmasının ardından, Unamuno kürsüden inerken faşist militanlar namlularını ona doğrultmuş, Astray’ın bir işaretini beklemektedirler. Tam o sırada Dona Carmen’nun ayağa kalktığı ve Unamuno’nun koluna girdiği görülür. Namlular şaşkınlık homurtuları içinde indirilir ve Unamuno amfiden yuhalamalarla çıkar, görevinden azledilerek evinde göz hapsine alınır ve 31 Aralık 1936’da ölür.
1936-1939 yıllarında İspanya’da yaşanan iç savaş, beş yüz binden fazla insanın ölümüne ya da yaralanmasına, bir milyondan fazla insanın sürgün edilmesine neden oldu.
Hitler’in de desteğiyle iç savaşı kazanan faşistler, 1975 yılına kadar Franco liderliğinde iktidarda kaldılar.

A – Irk Bayramı Günü Amerika’nın keşfinin yıldönümü olması dolayısıyla uzun zamandan beri kutlanmaktaydı. Bu bayram Frankist rejim içinde de kutlanmaya devam edilir. Ancak, Amerika’daki ırk farklılıklarının İspanya bayrağı altında birleştirilmesi açısından önemli olan bugün; yeni rejim içerisinde zamanla bir anlam kaymasına uğrayarak, “İspanya içindeki farklılıkların yeni rejim çatısı altında birleştirilmesi, tek ve güçlü İspanya’nın tahsis edilmesi” anlamıyla kutlanmaya başlanır. Unamuno’nun yaşadığı polemik sırasında, 12 Ekim 1936’da, Irk Bayramı Günü hala Amerika’nın keşfinin yıldönümü olarak kutlanmaktaydı.
B – Irk Bayramı Günü, aslında Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfinin yıl dönümü olarak kutlanmakta ve İspanya’nın oradaki topraklarında yaşayan toplulukları “İspanyol” çatısı altında birleştirmesine gönderme yapmaktadır.

 

Hakkında admin

Tekrar kontrol edin

‘Pediyatrik Kardiyak Yoğun Bakım Çalıştayı’ düzenlendi

Gazeteistasyon / Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Kalp Merkezi’nde, “Pediyatrik …

Bir cevap yazın