Ana Sayfa / Manşet / ZOYA… / Mustafa Nesim SEVİNÇ

ZOYA… / Mustafa Nesim SEVİNÇ

Zoya Anatolyevna Kosmodemyanskaya, 13 Eylül 1923’te doğdu, 29 Kasım1941 idam edilerek öldü.
Babası Anatoly Kosmodemyansky teolojik bir seminer okudu ancak mezun olamadı. Daha sonra bir kütüphaneci olarak çalıştı. Annesi öğretmendi.
1929 yılında Zoya’nın ailesi, zulüm korkusuyla Sibirya’ya, 1930 yılında da Moskova’ya taşındılar.
Zoya, okul çağında kitaplara düşkündü, edebiyatı çok seviyordu. Tolstoy, Puşkin, Lermontov gibi Rus edebiyatçılar ve Cervantes, Dickens, Goethe, Shakespeare, Moliere okudu. Genç yaşında Beethoven ve Çaykovski dinledi.
1938 yılında Komünist Parti gençlik örgütü Komsomol’a katıldı. 1941 yılında Almanlar, Sovyetler Birliği’ni işgal ettiğinde, bir lise öğrencisi olmasına rağmen aynı yılın ekim ayında, gönüllü olarak Moskova’da bir partizan birimine katıldı. Onu vazgeçirmeye çalışan annesine
“- Düşman çok yakın olduğunda ne yapabiliriz? Onlar buraya gelirse yaşamıma devam etmek mümkün olmaz.” Dedi.
Zoya’nın partizan birimi olan 9903’e atandı. İşgal altındaki bölgelerde oluşturulan düzensiz askeri güçlere katıldı, kod adı Tanya oldu.
Ekim 1941’de birliğine katıldı, ancak katıldığı savaştan bin kişiden sadece yarısı savaştan sağ çıktı.
Ama Zoya eylemlerini daha da sıklaştırırken karşısına çıkacak tüm tehlikelerin farkındaydı ve sonuçlarına da hazırdı.
“- Düşersek kahramanlar gibi düşeriz” demişti.
Bir görev esnasında erkekler daha tehlikeli işleri icra etmeleri için gruptan ayrılınca Zoya
“- Zorlukların eşit paylaşılması gerektiğini” söyleyerek bu ayrımcılığa karşı çıktı.
Naro-Fominsk yakınlarındaki Obukhovo köyünde diğer partizanlarla cephe bölgesine ye geçti ve Almanlar tarafından işgal edilen topraklara girdiler. 27 Kasım 1941 tarihinde bir Alman süvari alayının konuşlu olduğu Petrischevo köyünü yakmak için bir emir aldı.
Boris Kraynev’in komutanlığındaki grupta bulunan Zoya ve Vasily Klubkov köydeki Alman asker ve subayların kaldığı evlere ateş açtı. At ahırları ve evleri ateşe vermeyi başardı. Ardından Kraynev daha önceden belirlemiş oldukları buluşma noktasına gitti ancak yoldaşlarını beklemeden buradan ayrıldı. Klubkov Naziler tarafından yakalandı. Yalnız kalan Zoya, Petrishchevo’ya dönerek işgal edilen köydeki eylemlerine devam etti.


Alman askerler her noktaya, işbirliği yaptıkları Rus işbirlikçisi köylüleri bekçi olarak yerleştirmişti. Zoya’yı fark edip gören bu bekçilerden biri, bir şişe votka karşılığında Zoya’yı Nazilere ihbar etti.
Naziler tarafından Zoya’yı yakalayıp esir alındı. Onu, kumanda merkezi olarak kullandıkları askeri barakaya götürdüler.
Evdeki kadını bağırarak mutfağa gönderen komutan Zoya’yı bizzat kendisi sorguladı.
Yakalandıktan sonra işkence gördü, Gece boyunca yapılan sorguda tecavüz edildi, aşağılandı ve sistematik ne varsa uygulandı ama o hiçbir şey söylemedi. Tek bir sır vermedi. İşkence ve tecavüze rağmen ağzından tek bir sözcük alamadılar konuşmadı. Sadece
“- Benim adım Tanya” dedi.
27 Ocak 1942’de Sovyet gazeteci Pyotr Lidov, çeşitli görgü tanıklarının anlatımlarını bir araya getirerek Zoya’ya yapılanları anlattığı rapor niteliğinde bir haber hazırladı ve bu Sovyet gazetesi Pravda’da yayınladı
Ne adı, ne de bir sır döküldü Zoya’nın dilinden. İsmini sorduklarında ‘Tanya’ cevabını verdi.
Daha sonra cezaevinde bulunan bir Nazi çavuşu “Rus kahraman” olarak nitelendirdiği Zoya’nın tek kelime bile söylemediğini belirterek olay anını şöyle anlattı.
“- Arkadaşlarına ihanet etmeyecekti. Soğuk nedeniyle rengi maviye döndü, yaralarından kan aktı, ama yine de hiçbir şey söylemedi… Dudakları kanlı ve şişti.
Anlatımlara göre, Zoya üzerinde sadece iç çamaşırları ve gömleği ile kalacak şekilde soyularak gece boyunca ağır işkencelere maruz bırakıldı.
Ve yine tanık anlatımlarına göre, Zoya esir alındıktan sonra yapılan sorgulama süreci şöyle gelişti:
“- Kimsin?” diye sordu Albay.
“- Söylemem!”
“- Ahırı ateşe veren de sen miydin?”
“- Evet!”
“- Maksadın ne senin?”
“- Sizi yok etmek!”
…Sessizlik…
“- Ön cephe hattını ne zaman geçtin?”
“- Cuma günü.”
“- Çok hızlı gelmişsin buraya!”
“- Neden zamanı boşa harcamalı?”
Naziler Zoya’ya onu kimin gönderdiğini ve yanında kimlerin olduğunu sordular.
Zoya’nın yanıtı ise netti.
“- Hayır! Bilmiyorum, söylemeyeceğim.”
Bu sözün üstüne evi işkence sesleri sardı. Naziler Zoya’nın sırtındaki deriyi kesmişti.
“Bu işkenceye faşist bile dayanamadı”
Birkaç dakika sonra genç subay odadan mutfağa geldi kaçarcasına, başını ellerine aldı ve sorgunun sonuna kadar oturdu, gözlerini ve kulaklarını kapattı.
Görgü tanığı köylü işkencenin boyutunu “Faşistin bile sinirleri dayanamadı” sözleri ile anlatıyordu. Bu esnada içeriden işkenceci diğer askerlerin gülüş sesleri geliyordu.
Ev sahiplerinin saydığına göre iki yüz kere kırbaçlandı Zoya. Bu esnada sustu sustu ve sustu. Ve en son bir kez daha duyuldu artık kısılan sesi.
“- Hayır, söylemeyeceğim!”
Sorgusunda örgüte ve yoldaşlarına dair hiçbir bilgi vermeyen Zoya, o gün eski derecedeki dondurucu soğukta elleri arkadan bağlı olarak çıplak ayaklı bir şekilde kar üstünde yürütülüp başka bir eve götürüldü. Bu evin sahipleri Zoya’nın yüzündeki mavi ve siyaha dönmüş yaralarını, vücudundaki derin işkence izlerini lambanın loş ışığına rağmen seçmişti.
Zoya’nın ağzından tek bir bilgi dahi alamayan askerler bu dirençli genç kadın hakkında ölüm kararı verdi.
Kararın ardından ertesi sabah Zoya göğsünde “Kundakçı” yazılı bir tabela asılarak asılacağı ilçe merkezindeki alana yürütülerek götürüldü.
Gülümseyerek çıktığı sehpasında son sözleri şu oldu.
“- Yoldaşlar! Neden bu kadar kasvetlisiniz? Ölmek için korkmuyorum! Halkım adına öleceğim için mutluyum!”
Onu darağacına götürdüklerinde hayatının son cümlesini ve Almanlara söyledi.
“- Siz şimdi beni asıyorsunuz ama yalnız değilim. Biz iki yüz milyon insanız. Hepimizi asamazsınız.” şeklinde son sözleri olduğu iddia edilmiştir ve 29 Kasım 1941 de idam edildi.
Zoya, öldükten sonra Rusların en saygın kadın kahramanlarından biri oldu.
Sovyetler Ordusu Ocak 1942’de bu toprakları ele geçirene kadar, Almanlar Zoya’nın cansız bedeni iki aya yakın süre boyunca asılmış halde idam sehpasında asılı bıraktılar.
Zoya’nın inancını ele geçiremeyenler onun cenazesine bile işkence etti, her önünden geçen Nazi askeri Zoya’nın cansız bedenine dipçikle vurdu, tekmeledi, en sonunda sol memesini kestiler. Bunun ardından, Nazi komutanı bu cinayetlerini gizlemek için Zoya’yı gömmeye karar verdi. Sovyetler Ocak 1942’de bu toprakları ele geçirmesinden hemen önce toprağa verilmiştir.
Sovyet partizanlarının toprakları işgalcilerden geri almasından kısa bir süre önce Zoya’nın cenazesi bu köye defnedildi. Ardındansa Moskova’daki Novodevichye Mezarlığı’na nakledildi.
Zoya’yı ihbar eden işbirlikçi, işgalin sona erdirilmesinin ardından Sovyet mahkemesinde yargılanarak cezalandırıldı.
Zoya Kosmodemyanskaya’ya ölümünden sonra Sovyetler Birliği Kahramanı ünvanı verildi.
Adı dilden dile ülkeden ülkeye yayılan Zoya sosyalist ve işgale karşı yürütülen mücadelenin bayrağı haline geldi.
İsimlerin insanların karakteri ile özdeş olduğunu söylerler, Zoya için bu söz öylesine doğruydu ki… Zoya’nın anlamı ‘yaşam’ demek. Yaşamın özü, soluğu idi Zoya da. Dünyada geçirdiği kısa sürenin her saniyesini hissederek yaşadı. En önemlisi de yürüdüğü yoldan bir an bile tereddüt etmeden. Zoya, ölü bedeni karların arasında sürüklenirken bile, yüzünde o muzaffer ve insan olmanın onurunu herkes onun yüzünde görebiliyordu.

Nazım Hikmet’in Zoya Kosmodemyanskaya için yazdığı şiir
zoe’ydi adı
ismim tanya dedi onlara
tanya;
bursa cezaevinde karşımda resmin
bursa cezaevinde,
belki duymamışsındır bile bursa’nın ismini
bursa’m yeşil ve yumuşak bir memlekettir.
bursa cezaevinde karşımda resmin
sene 1941 değil artık, sene 1945
moskova kapılarında değil artık
berlin kapılarında dövüşüyor artık seninkiler
bizimkiler
bütün namuslu dünyanınkiler..
tanya;
senin memleketini sevdiğin kadar ben de seviyorum memleketimi
seni astılar memleketini sevdiğin için
ben memleketimi sevdiğim için hapisteyim
ama ben yaşıyorum
ama sen öldün
sen çoktan dünyada yoksun
zaten ne kadar az kaldın orada
on sekiz senecik…
doyamadın güneşin sıcaklığına bile…
tanya;
sen asılan partizan, ben hapiste şair
sen kızım, sen yoldaşım
resmin üstüne eğiliyor başım
kaşların incecik, gözlerin badem gibi
renklerini fotoğraftan anlamam mümkün değil
fakat yazıldığına göre koyu kestaneymişler.
bu renk gözler çok çıkar benim memleketimde de…
tanya;
saçların ne kadar kısa kesilmiş
oğlum memet’inkinden farkı yok
alnın ne kadar geniş, ay ışığı gibi
rahatlık ve rüya veriyor insanın içine.
yüzün ince uzun, kulakladır büyücek biraz,
henüz çocuk boynu boynun
henüz hiçbir erkek kolu sarılmamış anlıyor insan.
ve püsküllü bir şey sarkıyor yakandan
süsünü sevsinler mini mini kadın.
arkadaşları çağırdım bakıyorlar resmine;
_tanya
senin yaşında bir kızım var.
– tanya
kız kardeşim senin yaşında
– tanya
senin yaşında sevdiğim kız
bizim memleket sıcaktır
bizde kıslar tez kadınlaşır..
– tanya
senin yaşında kızlarla
okulda, fabrikada, tarlada arkadaşız
tanya;
sen öldün ne kadar namuslu insan öldü
ve öldürülmekte
ama ben,
söylemesi ayıpmış gibi geliyor bana
ama ben yedi yıldır kavgada
hayatımı tehlikeye koymadan
hapiste de olsa da yaşıyorum
sabah oldu tanya’yı giydirdiler
ama çizmeleri, şapkası, gocuğu yoktu
iç etmişlerdi onları
torbasını giydirdiler
torbada benzin şişelesi, kibrit,
kurşun, tuz, şeker…
şişelesi boynuna astılar
torbasını verdiler sırtına
göğsüne bir de yazı yazdılar
“partizan”
köyün meydanına kuruldu darağacı
atlılar çekmiş kılıcı
halka olmuş piyade askeri
zorla seyre getirdiler köylüleri
iki sandık üst üste
iki makarna sandığı
sandıkların üstüne yağlı urgan sallanır
urganın ucunda ilmik
partizan kaldırılıp çıkarıldı tahtına
partizan
kolları bağlı arkadan
durdu urganın altında dimdik…
nazlı boynuna ilmiği geçirdiler
bir subay fotoğrafa meraklı
bir subay elinde makine; Kodak
bir subay resim alacak
tanya seslendi kolhozlulara ilmiğin içinden
“ – kardeşler üzülmeyin gün yiğitlik günüdür.
soluk aldırmayın faşistlere
yakın, yıkın, öldürün….”
bir alman vurdu ağzına partizanın
genç kızın beyaz, yumuk çenesine aktı kan
fakat askerlere dönüp devam etti partizan:
“ – biz iki yüz milyonuz
iki yüz milyon asılır mı?
gidebilirim ben
ama bizimkiler gelecekler
teslim olun vakit varken…”
kolhozlular kan ağlıyorlardı,
cellat çekti ipi
boğuluyor nazlı boynu kuğu kuşunun
fakat dikildi ayaklarının ucunda partizan
ve hayata seslendi insan
“ – kardeşler
hoşça kalın
kardeşler
kavga sonuna kadar
duyuyorum nal seslerini geliyor bizimkiler…”
cellat bir tekme attı makarna sandıklarına
sandıklar yuvarlandılar
ve tanya sallandı ipin ucunda…

Ona ithafen şarkılar, şiirler yazıldı. Bunlardan biri de Nazım Hikmet’in kaleme aldığı “Tanya” isimli şiirdi.
Kıştı. Şubat. 1945. Nazım Bursa’da yatıyor. Annesi Celile Hikmet onu ziyarete gider. Celile Hanım çantasından bir Fransız gazetesinden haber kupürünü verir Nazım’a: “Nazım, bunu bilmelisin.” Fransız gazetesi genç bir Rus kadının fotoğraflı haberini yayınlamıştı. Fransa artık özgürdü. Faşistler Almanya’ya çekilmişti. Kızıl Ordu Avrupa’yı doğudan kurtararak, Amerikalı ve Britanyalılar batıdan Berlin’e ilerliyorlardı. Smolensk yakınlarında öldürülen Alman askerlerinin fotoğraf makinesinde bulunmuştu genç kadının resimleri. 1943’te yayınlandı ilk kez bu resimler. Genç kadının kahramanlığı savaşan milyonlarca çocuk ve gencin anısında tüm dünyaya yayıldı, Fransa’dan İstanbul’a geldi, sonra Nazım’ı Bursa’da buldu. Cephelerden gelen haberleri çok yakından takip eden, müttefik ordularının ilerleyişini haritada işaretleyen Nazım, kaleme alır Tanya şiirini. Ertesi gün annesi Celile Hanım’a şiiri ezberletir. Yasaklı şiiri özgür kılmanın tek yolu budur. Artık gözlerine neredeyse tamamen perde inen Celile Hanım şiiri ezberinden okuyarak yazdırır İstanbul’da. Genç kadının kahramanlık hikâyesi gibi Nazım’ın şiiri de tüm dünyaya ulaşır… ve Zoya’nın annesine de ulaşır… Yıllar sonra iki partizan evladı kaybeden kadın Nazım’ı görecektir ve ona “Zoya’ mı unutmadığın için teşekkür ederim” diyecektir.
Nazım bu şiiri yazdıktan sonra 1951’de Moskova’ya gider. Uçakla havaalanına iner. Büyük bir ilgiyle karşılanır, yazar ve şair arkadaşları onu karşılar. Kucak dolu güller Nazım’a verilir. Geri yandan bir kadın yaklaşır ve o da bir gül uzatır, şöyle der;
“Ben Zoya’nın annesiyim, hapishanede yazdığınız Zoya şiirinin kahramanı benim kızımdır!”

PAYLAŞIN
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Hakkında admin

Tekrar kontrol edin

Sezgin Baran Korkmaz iddianamesindeki gizlilik kaldırıldı

Gazeteistasyon – Avusturya’da tutuklanan Sezgin Baran Korkmaz hakkında ABD’de hazırlanan iddianame üzerindeki gizlilik kararı kalktı. ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir