KISA NOTLAR…      Ergun AKSOY

 

Gazeteciler…Kim gazeteci, gazetecilik sıfatını kimler taşıyor?
Bunun kriterleri belli! Dürüst, ahlaklı, yargısız infazlardan uzak duran, toplumun değer yargılarına saygılı kişilere gazeteci denir…
Peki bu kriterlere uyuluyor mu? Hayır.
Büyük sermaye gazeteciliğe soyununca işlerin rengi değişti.
İş adamları, gazeteciliği bir kenara bırakıp, rant işlerine yöneldiler. Dolayısıyla, kendi değer yargılarına uygun gazeteciler yetiştirdiler.
Yıllar içinde, bu formata uyan gazetecilerin sayıları da çoğaldı.
Medyada tepede ki isimlerin yaşam şartları yükseldikçe, bu hastalık alt kadrolara da sirayet etti.
“Benim niye param yok, tepedekilere baksanıza” demeye başladığınız da, kişilik erozyonu devreye giriyor.
Bu erozyonun temel argümanı da kısaca cambazcılık ve yalakalık oluyor…
Yıllar önce, çalıştığım bir medya kuruluşun da, ücret artışı için İstanbul’a imzalı dilekçe göndermiştik. Ertesi gün ofise geldiğim de, bir gece önce baskıyla, vaatlerle arkadaşların imzalarını geri çektirdikleri öğrendim. İşten atılmadım, ama ücret artışında da üçün birini aldım…
Bu kesimin yaşam kalitesi yükselince, heber ayrıntı, patronun işlerini takip, ispiyonculuk yaşam biçimi oldu.
Patrondan çok, küçük patroncuklar türedi…
Turgut Özal, medyayı dönüştürmeyi başlatan isimdir. Ardından gelenler de bu dönüşümü sürdürdü.
Sıfır risksiz gazetecilik dönemi başladı. TV’lere gazeteci sıfatıyla çıkanlara bakın, ne demek istediğimi anlarsınız…
Kendini solcu (bana göre sinsi solcular), demokrat olarak niteleyen gazeteciler de, bu rant kervanına en kolay uyum sağlayanların başın da yer aldılar. Maalesef, gelecek kuşaklara, etik değerler adı altında ‘etik’sizlik gibi
bir miras bıraktılar.
Bunları ve bunun gibileri anladım da, kendilerini mütedeyyin-islamcı gazeteci olarak niteleyenlere ne demeli?
Yıllar önce ağızlarından düşürmedikleri ilke, duruş, kul hakkı, insan hakları, hukuk gibi temel evrensel değerleri yok hükmünde saydılar. İnsanlık olarak kaybedenler kulübüne onlar da dahil oldular. Kendi terminolojilerin de yaygın olan ‘biat’ kültürüne sığındılar.
Rüçhan Çamay’ın çok güzel bir şarkı sözü vardır.
“Para para para” varlığı bir dert, yokluğu yara…
Bu cenah da, bu şarkı sözünün sadece ‘para’ kısmını algılamış…
Mesleğini düzgün yapmaya çalışan gazetecilerin sayısı ise bir elin parmakları kadar, kelaynak misali… Gerçi kelaynakların soyları da tükeniyor ama!
Sayıları az da olsa, kirli işlere bulaşmayan gazeteci arkadaşları selamlıyorum.

Hakkında admin

Tekrar kontrol edin

Fazıl Say, Munzur Nehri kıyısında konser verdi

Metin Polat Gazeteistasyon / Dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say, ‘Munzur Nehri ve Çevre kirliliği’ konusunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir