Ana Sayfa / Manşet / Hayır, Yaşasın Hakikat

Hayır, Yaşasın Hakikat

 Emile Zola “Gerçek” adlı romanın da, inandığımız doğrular uğruna, mücadele ettiğimiz bütün yollar yanlış olana çıksa da, toplumun çoğunluğu yanlışa yönelse de, inandığımız doğrular için çıkarımız olmadan savaşmamız gerektiğini anlatmış. Okumanızı tavsiye ederim.

Dreyfus Davası

Alfred Dreyfus, Fransız silahlı kuvvetlerinde görevini düzgün yapan Yahudi kökenli bir yüzbaşıdır.

894 yılında, Fransız Genel Kurmayı tarafından Dreyfus’un el yazısına benzer şekilde sahte belgeler yapılır. Hazırlanan bu belgeler Fransız ordusuna ait gizli notların olduğu iddia edilir. Ve o sahte belgeleri Alman Hükümeti’ne ilettiği söyleyen sahte tanıklar ifadelerine dayanarak casusluk yaptığı iddiayla dava açılıp ömür boyu hapse mahkûm edilir. Ayrıca yüzbaşının apoletleri, düğmeleri ve üniforması halk içerisinde aşağılanmak üzere sökülüp Guyana açıklarındaki Şeytan Adası’nda ki cezaevine gönderilir.

Yahudilere düşmanlığıyla bilinen ırkçı gazete “La Libre Parole” Dreyfus hakkında suçlayıcı yazılar yazar. Yüzbaşı Dreyfus, Alman ajanlığıyla suçlandığı Bu davanın kamuoyunda normalden fazla ilgi toplaması sağlanır. O sırada Fransa’da 1738’deki ihtilala rağmen gelişen bağnaz-ırkçı-dinci hareketler yükselişteydi. Bu gelişmelerle birlikte Fransa’da ciddi bir Yahudi düşmanlığı başlatılır. Aynı zamanda İktidara yakın basın ise halkı galeyana getiren yazılar yazar.

1789 İhtilalından sonra da Fransa da, ordusu kiliseye bağlı Cumhuriyet kılıfında olan monarşinin hâkimiyeti vardı. İktidarı destekleyenlerin çoğunluğu koyu Katolik “Cizvitçiler” ya da “cumhuriyet düşmanlarıydı.”

Dreyfus’un en büyük suçu Yahudi olmasıdır. İşte bu durumu anlayan nadir kişilerden biri olan Zola “Le Figaro” gazetesinde Cumhurbaşkanı ve sisteme atfen yazdığı “Suçluyorum” makalesi büyük ses getirmişti. Bu bağnazlığın ve ırkçılığın Fransa’yı yüzyıl geriye atacağını düşünen Zola, hiç tanımadığı bir subay için büyük bir mücadeleye girişmiştir.

Ama Dreyfus suçsuz olduğu, yani yalan haberin ortaya çıkması durumunda, Fransız Genel Kurmayı halkın gözünde itibarlarını kaybetmemek için bir Yahudi’yi savunduğu gerekçesiyle Fransız olan Zola bile halk tarafından linç ettirilip, ekmeğe muhtaç hale getirilmiştir.

Durum böyle olunca Zola “Gerçek” adlı romanında, hayatını etkileyen bu olayı işleyerek o dönem Fransa’sının, devrime rağmen ne kadar bağnaz ve karanlık bir kafa yapısında olduğunu yazmıştır. Zola “inandığımız doğrular uğruna, mücadele ettiğimiz bütün yollar yanlış olana çıksa da toplumun çoğunluğu yanlışa yönelse de inandığımız doğrular için çıkarımız olmadan savaşmamız gerektiğini anlatmış.”

Romandaki ana karakterlerden laik görüşlü öğretmen Marc, Yahudi öğretmen arkadaşı olan Simon’un küçük bir kıza tecavüz edip öldürdüğü iddiasıyla doğru dürüst yargılanmadan tutuklanır ve hapis cezasına çarptırılır. Olayın geçtiği bölgenin din adamları bu durumla yakından ilgilenirler. Yahudi öğretmenin, laik eğitim yanlısı, demokrat görüşlü olmasından ve ırkından istifade ederek bu durumu lehlerine çevirmeye, devrimden sonra laiklik olgusunun ortaya çıkmaya başladığı Fransa’da, kiliseye bağlı eğitimi canlandırmaya çalışırlar ve başarılı da olurlar. Din adamları el birliğiyle, sahte belgelerle Yahudi Simon’u suçlarlar. Bu konuda bağnaz gazeteler halkı ustalıkla manipüle edip inandırıp Fransız halkını din ve millet kavramlarıyla büyülerler. Simon’un suçsuz olduğunu anlatmaya çalışan Laik görüşlü öğretmenlerde zor durumda kalırlar. Fransız basını, her hangi biri Simon’u haklı bulacak olsa, onu vatan hainliğiyle ve din düşmanlığıyla karalamaya çalışırlar. O zamana kadar yavaş yavaş laikleşen eğitim, Simon olayının patlak vermesiyle, din adamları bu olayı fırsat bilip eğitimi yine kendi tekellerine almaya başlarlar. Romanın karakteri Marc ise bildiği doğrulardan vazgeçmemiştir. Körü körüne suçlanan ve yargılanmayan dostunun böylesine iğrenç bir suça girişmemiş olduğundan emindir, hatta bunu bir din adamının yapmış olmasından bile şüphelenmektedir. Lakin hiçbir delili yoktur, çok güvendiği aydın olduğunu sandığı ona yardım edebilecek arkadaşları bile din adamlarından çekinmeleri dolayısıyla ona yardım etmezler. Hatta Marc’ın karısı dâhil kimse ona destek çıkmamıştır. Marc ve Simon gibi laik düşünceyi, akılcılığı, bilimi hayat felsefesi haline getirmiş olanlar yalnızlaştırılmıştır. Aradan yıllar geçer, olay hala unutulmamıştır ama düzmece delillerle yargılanan Yahudi öğretmen için, Marc ve Simon’un ailesi dışında kimsenin de bir çabası yoktur. Zaman içerisinde olaylar biraz daha yatışır, Marc’ın tüm engellere rağmen yetiştirdiği öğrenciler ve onların çocukları, yani yeni nesiller, büyüklerinin yaptığı hataya düşmeden Simon olayına kulaklarını tıkamazlar. Burada dikkat çeken şey, eğitimli sayılabilecek bir anne babadan, daha fazla eğitimli ve düşünen çocukların ortaya çıkması ve gelen her yeni nesilde bu düşünce özgürlüğünün kuşaklara aktarılmış olmasını Zola romanda çok net bir şekilde anlatmıştır.

Marc’ın yetiştirdiği öğrenciler ve onların çocukları artık yaşlanmış olan Marc’ın bu mücadelesini resmen devralmışlardır. İş işten geçmiş Simon yıllarca hapis cezası almış, karısı ve çocukları itibarsızlaştırılmış olsalar bile, romanın sonunda yine Marc ve Simon’ın kardeşinin mücadelesiyle bulunan delillerle, küçük kıza yıllar önce tecavüz eden kişinin bir din adamı olduğu ve kilisenin bunu bilip, adamı koruduğu ortaya çıkarılır. “Akıl ve zekâları kıt olanlar mutludur” diyerek halkı bilgisizliğe iten Katolik papazlarının itibarı zedelenir, eskisi gibi ülkede her istediklerini yapamazlar. Cehaletin getirdiği nimetlerden zaten yıllarca beslenmiş olan bu insanlar hak ettikleri sonu geç de olsa bulurlar.

Zola kitabın sonundaAdalet ancak ve ancak gerçekteydi; mutluluk da ancak ve ancak adaletteydi.” Cümlesini yazar.

Dreyfus davası, romandaki yazılanlara benzer şekilde Zola Fransa da gelişen ve Ortaçağ’dan kalan antisemitizm yüzünden dışlanmasına rağmen, yazdığı “Suçluyorum” adlı tarihi metinle zaten onunla aynı düşüncede olan ama korkudan tepki gösteremeyenlerin sesi olur.

Sahte delillerin genelkurmayın askeri istihbarat bölümündeki bir albaya hazırlatıldığı ortaya çıkarılır ve Dreyfus affedilir.

Dreyfus affedilse bile, ülkede ciddi bir ikilik vardır ve devam etmektedir. Olay Dreyfus’dan çıkmıştır. Artık ülkede kavramlar arası çatışma söz konusudur. Bu olayın peşini bırakmaması Zola’nın ölümüyle sonuçlansa da, yazdığı bu politik isyan onun mücadelesini devralanlara örnek olur ve çıkan toplumsal gerginlik sonucu Dreyfus’a yüzbaşılık rütbesi yani itibarı da geri verilir.

Dreyfus’un rütbesini iade alırken “Yaşasın Dreyfus!” diye bağıranlara Dreyfus verdiği cevap. “Hayır, yaşasın hakikat!”

Zola’nın “Gerçeği yerin altına gömseniz bile, O bir gün büyüyerek patlayacak ve her şeyi yok edecektir.”  Evet, Zola, o zaman biz güleceğiz,  Romalı şair Horatius’un dediği gibi, ‘‘İnsanın gerçeğe gülmesini kim yasaklayabilir?

 

e-mail: m.nesim.sevinc@gmail.com

PAYLAŞIN
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Hakkında admin

Tekrar kontrol edin

İstanbul Tabip Odası: En az iki hafta tam kapanma şart!

Hükümetin koronavirüsle mücadele kapsamında aldığı son tedbirleri ‘yarım tedbir’ diye nitelendirerek, bunları yeterli bulmayan İstanbul ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir