Ana Sayfa / Manşet / Peki sonuç? Hiçbir şey…

Peki sonuç? Hiçbir şey…

Bazen uykuya dalmak üzereyken, görünürde hiçbir sebep olmadığı halde irkiliriz. Bu, ani kısa kasılmalar, uykuya dalmakta olan birini izlediğimizde dışarıdan da fark edilir. İrkilmeler bazen uykuyu bozmayacak kadar hafif olurken bazen de çok şiddetli olur. Bu istemsiz irkilmelerin birçok sebebi olmakla birlikte en yaygın sebep “hipnik jerk”tir. Buna “hipnogogik sarsıntı” ya da “uykuya giriş sarsıntısı” adı da verilmesine rağmen hipnik jerk genellikle insanların uyanmasına yol açar.

Uykuya dalarken gelen bu ani irkilme; bir elektrik dalgasının omurilik üzerinden tüm vücudumuza yayılması sonucu oluşur. Bunun tam olarak nedeni, beynimizin bizi hareketsiz görüp öldüğümüzden şüphelenmesi sebebiyle olur.  Çünkü uyumak üzereyken vücudumuzda meydana gelen değişiklikler, örneğin; vücut ısısının düşmesi gibi, beynin ölmekte olduğundan kuşkulanması için yeterlidir. Bu hipoteze göre beynimizin bir bölümü uykuya geçişle birlikte rüya görmeye başlar ama motor fonksiyonlarımızı kontrol eden beyin bölümümüzün bilinci devam eder.

Amerikan Uyku Akademisi (AASM)‘ne göre hipnik jerk’e yol açma potansiyeli olan stres, anksiyete, aşırı kafein, yorucu aktiviteler vb. birçok sebep sayılabilir. Çoğu hipnik jerk tamamen sağlıklı bireylerde, tamamen rastlantısal bir şekilde görülmektedir. Konu ile ilgili ilginç hipotezlerden biri Colorado Üniversitesi’nden psikolog Frederick Coolidge tarafından geliştirilmiştir. Evrimsel bir hipotez olan Coolidge’in açıklamasına göre, hipnik jerk arkaik bir refleksten kaynaklanıyor olabilir. İlk insanlar yırtıcı hayvanlardan korunmak için günlerinin büyük bir kısmını dinlenmek için saklanarak geçirdiklerinden, uykuya dalma sırasında irkilmeleri, güvende olup olmadıklarını kontrol etme avantajı sağlamıştır. Evrimsel süreçte hipnik jerk yaşayanlar hayatta kalıp, daha uzun yaşayıp daha fazla üreme şansı bulurken, olmayanlar elenmiş olabilir. Bu yüzden hipnik jerk hayatta kalma şansını artıran bir özellik olarak sonraki kuşaklara genlerle aktarılmış olabilir. İşte bu teze dayanarak hipnik jerk’in evrimsel bir özellik olduğu iddia edilir.

Hipnik jerk’ten anladığım. Beyin kendisine sahip çıkarak yaşadığı canlının ölmesine razı olmadığı için insanı için uyandırıyor. Yani tüm insanların beyinleri normal çalışmakta ve beyin tüm görevini eksiksiz yapmaktadır. Fizyolojik olarak, beyin hiç durmadan çalışıyor, bilgi işliyor. Düşündürüyor. Ama biz bunlarında farkında olmadan onu kullanamıyorsak suç beyinde değil, bizimdir!

Akıllı olmak sadece seçkin insanlara mı ait bir özellik midir, yoksa her insan akıllı mıdır? Yaptığım sosyolojik, psikolojik, nörolojik ve felsefi araştırmalara göre akıl, her insan için vardır ama kullanıp kullanmamak ya da ne amaçlı kullanacağı kişiye kalmıştır.

“Düşünüyorum” deyince, biliyorum herkesin aklına Descartes’in sisteminin temel önermesi olan “Düşünüyorum o halde/öylese varım.”  Sözü gelmiştir. Bu söz düşünce üzerinde tartışmaların sürüp gittiği bir, önermedir. Bu tartışmaların odak noktasını söz konusu önermenin mantıksal yapısı oluşturmaktadır. “Düşünüyorum, Öyleyse varım” bir çıkarım mıdır? Başka bir deyişle, “varım düşünüyorum” öncülünden çıkan bir sonuç mudur? Şöyle ki, beyin düşünmemizi, düşünmede, akıl yürütme, hissetmemize olanak sağlıyor.

Düşündüğünü sanmakla gerçek anlamda düşünmek aynı şey değildir. Gerçek anlamda düşünmek, gün içinde olup bitenler hakkında konuşmaktan öte bir şeydir. Varoluşsal bir süreçtir ve hayatımıza anlam ve değer katarak yön verir. “Düşünce” kavramından çok bahsederiz. Gerçek düşünmenin temel amacı, ya bir gerçeği anlamak ya da bir problemi çözmektir.

Açın televizyonları, açık oturum, söyleşi ve benzeri programların hepsine bir bakın; “gündemdeki tüm konuların nedenlerinin” sorusunun cevabını yirmi yıldır hep aynı adamlar cevaplıyor, aynı adamlar konuşuyor. İsimleri farklı lakin konuşmaları ve düşünceleri hep aynı! Soruna çözüm odaklı yaklaşımları kısır ve konuşmaları benzer cümleler içeriyor. Yıllar önce filanca kişinin konu hakkında söylediklerini, fikirlerini anlatıp; “Türkiye bunu deneyebilir” demek ve bunu söyleyen insanları bilirkişi diye televizyonlara çıkarıp halkın karşısında konuşturmak, halkı aptal yerine koymaktır. Bu adamlarda öz düşünce yok, düşünmek yok. Ülkede bir olay olduğunda, bu adamlar hemen canlı yayınlara bağlanıp yorumlar yapar. Ülkede çözülmesi istenilen bir sorun vardır. Bu adamlar konuşur, çözüm arar. Ülkede gündem olan bir konu hakkında tartışma yapılır, bu adamlar kanal kanal gezerek konuşmak için yırtınır. Olaylar değişir, şartlar değişir, zaman su gibi akar geçer, ama bu adamlar hiç değişmez.

Peki sonuç? Hiçbir şey… Bunların beyni galiba hipnik jerk görevini yapmıyor.

Oysaki daha konuşmamış, uzman olduğu konuda hiç yorum yapmamış, çözüm odaklı düşüncesini açıklamamış, fikirleri bakire, fırsat verilmemiş o kadar çok düşünce sahibi insanımız var ki. Bir o kadarda bilgiyi, öz düşünce ile sentezleyerek ortaya farklı bir bakış açısı getirebilen değerli insanımız var, sorunları çözmek adına geliştirdikleri çalışmaları olanlar var. Ne yazık ki bunları halk tanımıyor, ama onlar halkı çok iyi tanıyor. Halkla aynı aracı kullanıyor. Aynı yerden alışveriş yapıyor. Aynı hayalleri kuruyorlar. Hepsinin kendi alanlarında sorunlara, çözümleri var. Sosyolojik alt yapıları donanımlı. İşte bu yüzden onların fikirlerine değer verilmiyor, çünkü onların reytingi yok. Bir kere de işte bu konuşmamışlara fırsat vermekten korkmayın. Televizyonlara hiç çıkmamış, aklıselim düşünen, fikir ve çözüm sahibi aydın bu insanları davet edin.

Ama bir konuda sizde haklısınız toplumun farklı düşünceye ayak uydurma, adapte olma isteği de yok. Çünkü yaşam tarzımız, düşünce yetimiz başkalarının elinde. Başkaları bizim için düşünüyor zaten. Geleceğimizi planlamak için tüm düşünme yeteneğimizi alıyorlar bizden. Televole kültürü ve yaşam aksiyonu bizzat insan kimyasının içine işlemiş durumda. Sevdiğimiz dizinin başlamasına bir saat var. İki saat de dizi sürer. Uyumak için üç saat sonra en uygun vakit! Kim ne yapsın yeni düşünceyi? Çözüm aramak yerine sorunların bizzat ana unsuru bizler değil miyiz zaten? Tarihini bile TV dizilerinden izleyip öğrenmeye çalışan ve yorumlayan bir toplum değil miyiz? Bize sunulan bir bilgiyi düşünmeden kabul eden ve hayatına aktaran bizler değil miyiz? Başkalarının bizim adımıza kararlar almasını sorgusuz, sualsiz kabullenen bizler değil miyiz? Başkalarının düşüncelerini kullanan ve düşünceyi sahibinden daha çok delice savunan biz değil miyiz? Düşünceleri her daim değişken, menfaat odaklı yaşayan bizler değil miyiz? Teknoloji düşünen, üreten, yapan ve satan ülkelerin sömürdükleri bizler değil miyiz? Teknoloji ihracatında, Namibya ve Fiji ile aynı ligde olan biz değil miyiz?

Amerika’da, Japonya’da, Güney Kore’de, İsviçre’de ve Dünya’nın birçok ülkesinde, Türkiye için de düşünler, üretenler, fikir beyan edenler olduğu için, bizim düşünmemize, üretmemize ne gerek var.

Bazı hislerimi anlatabilecek kelimeler bulamıyorum, tanımını da yapamıyorum. Harflerde seslerde de bulamıyorum! Bu yüzden ağrım oluyor, gözlerim yaşarıyor, içimde de derin bir sızı oluyor.

 

e-mail m.nesim.sevinc@gmail.com

 

 

 

 

 

 

PAYLAŞIN
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Hakkında admin

Tekrar kontrol edin

Alkollü yakalanan hakim polislere saldırıp küfretti

Adana’da hakim Hayrettin Yavuz, alkollü araç kullanırken polise yakalandı. Yavuz’un, polisleri tehdit ederek küfrettiği anlar ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir