Ana Sayfa / Manşet / Maymunkeş

Maymunkeş

İnternette gezinirken, “Fatih Sultan Mehmed’in vezirlerinden Mahmûd Paşaya yakınlığı ile tanınan Molla Vildan’ın “Gerçekten onu sevmek yalnız size değil, bize de vacip oldu, demekten kendimi alamadım.” Dediği. “Molla Abdülkerim Efendi” hakkında, Ehli Sünnet Büyükleri ve “Huzur Pınarı Sitelerinde” “güzel ahlâkı, cömertliği ve insanlara olan şefkat ve merhameti ile çok sevildi. Pek çok talebe yetiştirip, avam ve havastan çok kimseye nasihatlerde bulundu. Pek çok günahkârın tövbe edip salih amel işlemesine, birçok kâfirin Müslüman olmasına vesile oldu. Herkes tarafından sevildi ve hürmet gördü.” Ve benzeri aşağıdaki yazılanları okuyunca etkilendim. Sonra bu değerli zatı inceleyim belki bilgi edinirim diye düşündüm.

Bu “Muhterem zatı” Biraz inceleyince öğrendiklerim daha fazla ilgimi çekti. İncelememi sizlerle paylaşmak istedim. Önce “Huzur Pınarı Sitesinde” ne yazıyordu bakalım.

 

(…) Osmanlı Devleti şeyhülislâmlarından, veli, Hanefî mezhebi fıkıh âlimidir. Sultan İkinci Murâd Hanın beylerinden Mehmed Ağa tarafından, esir edilen Hıristiyan çocukları arasında Osmanlı başşehrine geldi. Yapılan zekâ testinde ilk derecelere girdi. Bunun üzerine Mehmed Ağa tarafından Şehzade Mehmed Çelebi’ye (Fatih) hediye edildi. Abdülkerim adını aldı. Sarayda İslâm terbiyesine göre yetiştirilip, Türkçe öğretildi. Arapça ve Farsçaya vâkıf oldu. Meşhur âlim Alâeddin Ali Tûsî’den ilim öğrendi. Molla Fenârî’nin oğlu Muhammed Şah Fenârî ve Alâeddin Tûsî’nin talebesi olan Sinan-ı Acemi’nin ilminden istifade etti. Aklî ve naklî ilimlerde âlim oldu. İstanbul’un fethinden önce bâzı medreselerde müderrislik yaptı. Fetih’ten sonra, İstanbul’da açılan medreselerden birine, daha sonra da Sahn-ı Seman medreselerine müderris tayin edildi.

Molla Abdülkerim Efendi, güzel ahlâkı, cömertliği ve insanlara olan şefkat ve merhametiyle çok sevildi. Pek çok talebe yetiştirdi. Halktan ve devletin ileri gelenlerinden pek çok kimseye nasihatlerde bulundu. Pek çok günahkârın tövbe edip salih amel işlemesine, birçok kâfirin Müslüman olmasına vesile oldu. Herkes tarafından sevildi ve hürmet gördü…”

“Fatih Sultan Mehmed Han’ın vezirlerinden Mahmûd Paşaya yakınlığı ile tanınan Molla Vildan anlatır: Bir gün Mahmûd Paşa, söz arasında beni çok sevdiğinden bahsetti. Ben de, onun Molla Abdülkerim Efendiye olan ilgisinden bahisle; “Siz, benden çok Abdülkerim Efendiyi seversiniz.” dedim. Mahmûd Paşa da; “Evet, doğru söyledin.” dedi. Sonra; “Molla Abdülkerim sizin Cennet’e girmenize sebep mi olacak ki, bu kadar seviyorsunuz?” diye sordum. Mahmûd Paşa şöyle anlattı: Cennet’e sokacak desem de olur. Çünkü o, benim günahlardan tövbe etmeme vesile oldu. Fatih Sultan Mehmed Hanın kapıcıbaşısı iken, bir günaha müptela olmuştum. Bir sabah Abdülkerim Efendi, evimizi şereflendirdi. Bir müddet sohbetten sonra, ayağa kalktı. Hürmet ve tazimle kapıya kadar yolcu ederken, bana döndü ve “Dünya ve ahretine yarar bir sözüm var ki, iyi dinleyip kötülüklerden sakınasın.” “dedi. Ben de; “Buyurun.” dedim. Sözüne devamla; “Elhamdülillah, ilim sahibisin ve padişahın da yakınlarındansın. Çok geçmeden vezirlik makamına yükseleceğin aşikârdır. Ne yazık ki, içini ve dışını günah pisliklerinden temizlemeye gayret etmezsin. Vezirlik makamı, akıllı kimselerin durağıdır. Osmanlı Devletinin yüce divanı, temiz insanların toplandığı bir yerdir. Gel kerem eyle, içini o günah pisliklerine bulama ve dalâlet çukurlarına düşüp debelenme!” dedi. O bana bu nasihatleri verirken, hava soğuk olmasına rağmen boncuk boncuk terledim. Hemen o anda tövbe ettim ve onun bildirdiği doğru yoldan ayrılmadım. Bunları dinleyince ben de; “Gerçekten onu sevmek yalnız size değil, bize de vacip oldu.” demekten kendimi alamadım.

Bazı sitelerde buna benzer yazılar yazılmıştı. Şimdi diğer kaynaklardan Molla Abdülkerim hakkında öğrendiklerim.

Taşköprizâde’nin yazdığına göre, Osmanlı’nın Sırbistan’ı ellerine geçirdiği yılda, çocuk yaşta iken Molla Abdülkerim, Veli Mahmud Paşa ve Molla Ayas’la ile birlikte Osmanlılar eline esir düştüğünü, devşirme yazılarak Edirne’ye gönderildiğini, onlarla birlikte Enderun’da eğitime başladığını ve 2. Murad’ın adamlarından Mehmed Ağa’nın himayesinde yetiştiğini belirtir. Sonra medrese eğitimine geçerek ulema sınıfı içine girmiştir. Bazı araştırmalarda bu bilgiden hareketle Abdülkerim’in Sırp veya Hırvat asıllı olabileceği ihtimali üzerinde durulur. Âşık Çelebi, onun Dimetoka’da yetiştiğinden söz eder. Taşköprizâde’ye göre Molla Abdülkerim medreseye devam ederek Ali et-Tûsî’den ve Sinân el-Acemî’den ders aldı, tahsilini tamamladıktan sonra İcazet aldıktan sonra bazı medreselerde müderrislik yaptı. İstanbul’un fethinin ardından Fatih Külliyesi inşa edilinceye kadar kiliseden çevrilen medreselerden birinde müderrisliğe getirildi ve daha sonra Sahn-ı Semân’a müderris oldu. Ardından 3. Murat padişah olunca Abdülkerim Efendi’nin de gücü ve nüfusu arttı. Hocazâde Muslihuddin Efendi’den boşalan kazaskerliğe tayin edildi, Rumeli Kazaskerliği’ne kadar yükseldi. Molla Abdülkerim’in kazaskerlikten azledildikten sonra Fahreddin-i Acemi’nin yerine müftülüğe getirildiğini 1488’de Molla Gürani’den sonra Osmanlı devleti müftüsü görevi verilmiştir. Müftülük görevinde 7 yıl bulunmuş ve 1495’te Edirne’de vefat etmiştir.

Birçok tarihçilerin yorumlarında ortak yan, Molla Abdülkerim’in, çok bağnaz, celâlli ve sert mizaçlı olduğu, Gayri Müslim unsurlara karşı da derin bir garazı ve kinin olduğudur.

Hıristiyanları ve Yahudileri kötülemeyi severdi. O zamanlar her din mensubunun ayrı renkli serpuşları vardı. Hıristiyanlar “gök”, Yahudiler “sarı” renginde takke giyerlerdi. Kazaskerken bir gün bunların takkelerini siyah ve kırmızı çuhaya çevirdi.

Eline fırsat geçtiğinde kendi düşüncesine uygun her şeyi yapardı. Yine kafasına koyduğu “Kasımpaşa’da, şimdiki Deniz Hastanesi’nin bulunduğu tepe (Abdullah Camii’ne, Seydi Ali Reis Cami’ne kadar) Yahudi maşatlığı, alt tarafı da Müslüman mezarlığı idi. Abdülkerim Efendi, maşatlığa bir cami yaptırmayı kafasına koymuştu. Yahudilerin şiddetli itirazları karşısında buna muvaffak olamıyordu. 1591 yılında Abdülkerim Efendi, yaptıracağı mabedin bütün inşaat malzemesini hazırlamıştı. Bir gece, çok kalabalık bir işçi grubu faaliyete geçti. Sabahleyin kalkanlar, maşatlığın yerinde minareli bir caminin yükseldiğini gördüler. Molla Efendi’nin cesaretine, bu harikulade el çabukluğuna hayran oldular. Devlet’te Molla Efendi’nin bu oldu-bittisini kabul etmekten başka bir şey yapamazdı. İşte şimdi “Yel değirmeni Camii” adını taşıyan cami böylece “Maymunkeş imam” tarafından yapılmıştı. İki yıl sonra öldü ve buradaki Kasım Çavuş mezarlığına gömüldü. İmam Efendi, öldüğü gün, şehirdeki bütün maymuncular sevinmişler ve şenlikler yapmışlardı. Maymunkeş imam neymiş ve niye şenlikler yapılmış birde ona bakalım.

Maymunların görme duyuları insanın görme duyularından 2-3 kat daha fazla olduğu için Osmanlı donanmalarında maymunları birer dürbün veya teleskop gibi kullanıyorlardı, kendilerine doğru yanaşmakta olan bir gemi görünce, kendilerine özgü yöntemlerle derhal mürettebata haber verip gerekli önlemlerin alınmasına vesile oluyorlardı. Reşad Ekrem Koçu yazısında “Yelken ve kürek devri gemiciliği zamanında direklerin tepesine tırmanarak korsan gözcülüğü yapan talimli maymunlardan istifade edilirdi.” Dursun Gürlek Kültür Dünyamızdan Manzaralar isimli kitap içerisinde bu konuyu şu şekilde anlatır “Bu hayvanlar, görme yeteneklerinin çok güçlü olması nedeniyle, eğitilerek böyle değerlendiriliyorlardı. Maymunlar, çok uzak mesafelerden kalyonları fark ederler ve belli ses ve hareketlerle aşağıdakilere haber verirlerdi.”

Kuzey Afrika’daki toprakları Osmanlı sınırları için katan Yavuz sultan selim döneminde başlayan maymunların İstanbul’a getirilmesi 3. Murat döneminde çok artmıştı. Kuzey Afrika’dan getirilen Bu iri maymunlar Gelibolu ve İstanbul tersanelerinde eğittikten sonra, donanmada görevlendiriyorlardı. Zenginler ve sıradan insanlar da maymun besliyorlardı.

Gemi malzemeleri halat, zift, makara, yelken varil vb. satıldığı Galata ve Azapkapı çarşısında çok sayıda eğitilmiş maymunlar ticareti satışa sunulurlardı. Maymun dükkânları bugünkü Unkapanı Köprüsü’nün Şişhane tarafının, Haliç kıyısında bulunan Sokullu Mehmet Paşa Camii kenarındaydı.” Azapkapısı camii (Perşembe pazarı olarak bilenen yerde) Bu maymunların bir kısmı da halka satılıyordu.

Kemaleddin Ebu Abdullah ed-Demiri tarafından kaleme alınan Hayâtü’l-Hayevan isimli kitapta hem terzilikte görev alan, hem de kuyumculukla uğraşan maymunlardan söz edilmektedir. Aynı kaynağa göre Yemen’deki maymunlar bakkallık ve kasaplık gibi işlerde bile çalıştırılmıştır.

Molla Abdülkerim, gayrimüslimleri sevmediği gibi, adeta “maymun düşmanı” seviyesine varacak kadar bir nefret besliyordu. Maymunların oyun ve eğlenceye alet edildiğini düşünüyor, bunun Müslüman halkı yoldan çıkardığına inanıyordu. Osmanlı vatandaşları ve güç sahipleri, maymunlardan hiç de hoşnut olmayanlarında olduğunu biliyordu belagati çok iyi di. Camilerde vaaz ettiği zaman dinleyicileri çok memnun ederdi.

Fatih Camisinde bir Cuma vaazında, ateşli bir konuşmayla, “kadınların bu maymunları fena işlerde kullandığını” anlatarak halkı galeyana getirdi. Cuma çıkışı kızgın kalabalığı arkasına alarak Azapkapı ve Galata’daki maymun satıcılarını bastı.

Molla, yakalanan maymunları kendi elleriyle asıyor, iri maymunlar için ayrı idam sehpası hazırlıyor, Dursun Gürlek, 1590-1591’li yıllara denk gelen olayları şöyle anlatıyor: “Bilhassa Hicri 999 yılında İstanbul meydanlarındaki bütün büyük ağaçlar, sanki maymundan meyve vermiş ağaçlara benzemişti. İri maymunlar için özel idam sehpaları bile kurularak cesetleri halka teşhir ediliyordu. Abdülkerim atına atlar, semt semt dolaşır, idam edilecek maymunların iplerini kendi eliyle çekerdi. Tarihçiler o günü ‘’İstanbul’da dalında maymun sallanmayan tek bir ağaç kalmadı’’ diye anlatır. Yapılan katliama tanık olan halk o günden sonra mollaya ‘’maymunkeş’’ lakabını takıyor. Tarihçiler, Maymunkeş Abdülkerim Efendi’nin vefatında birçok İstanbullunun kutlamalar yaptığından bahseder.

Sunay Akın ve Murat Bardakçı’nın da bu tarihi verileri doğruladığı olayla ilgili yazısına ulaşabilirsiniz.

İleri okuma için Reşad Ekrem Koçu’nun ‘’Tarihimizden Garip Vakalar’’ adlı kitabına göz atabilirsiniz.

Yüzlerce yıl sonra bile aynı şehirde maymunların olmasa bile insanların uçkuruyla uğraşan, ’’kızlı erkekli’’ her şeye düşman mollalar hüküm sürüyor, daha da kötüsü ülke yönetiyor.

PAYLAŞIN
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Hakkında admin

Tekrar kontrol edin

İstanbul Tabip Odası: En az iki hafta tam kapanma şart!

Hükümetin koronavirüsle mücadele kapsamında aldığı son tedbirleri ‘yarım tedbir’ diye nitelendirerek, bunları yeterli bulmayan İstanbul ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir