Ana Sayfa / Manşet / Hakikat Sonrası Toplumlarda Yankı Fanusu Etkisi ve Kutuplaşma -4

Hakikat Sonrası Toplumlarda Yankı Fanusu Etkisi ve Kutuplaşma -4

Yankı odası kavramı, sosyal medyada sansürün olmadığı ve düşünce çeşitliliğinin maksimum seviyede olduğu algısına getirilmiş en güçlü itirazlardan birisidir. Merkezi bir sansür olmadığı doğrudur ancak oto sansürün merkezi sansürden daha katı bir biçimde işlediğini kabul etmemiz gerekir.“Söylediğin yanlış olabilir mi?” sorusuna dahi katlanamayan bireyler, sansürü bizzat kendi kendisine uygulayarak karşı görüşlerin etkileşim havuzuna düşmesini bile engellemektedirler. Sosyal medyada düşünce çeşitliliği olduğu iddia edilmektedir ancak düşünceler arası etkileşim olmadığı için bir işe yaramadığını hepimiz biliyoruz. Bu durum ise, bireylerin sosyal medya hesaplarını aslında sürekli sen haklısın, bak senin gibi düşünen kaç kişi var, bak bu haber de seni doğruluyor, bak şu yorum da seni destekliyor, senin düşüncen en iyi düşünce” telkininde bulunan bir hipnoz aracına dönüştürdü. Sahip oldukları siyasi görüşler fark etmeksizin bireyler kendi düşünceleri tarafından zehirlendi. Sürekli doğrulanan ve tekrarlanan öz düşüncesi marjinalleştirildi, diğer düşüncelere karşı körleşti, bireyin tüm yaşamını kaplamaya ve bir süre sonra ise gerçekle tamamen bağını kopararak irrasyonelleşmeye başladı. Psikolojik rahatsızlıkları da beraberinde getiren bu esriklik hali ile insanlar empati, anlayış, karşı tarafı dinleme ve makulü arama gibi kavramları tamamen terk ederek adeta robotlaştı ve yeniden programlandı. Böyle oldukça da insan kendi yazdıklarında ya da desteklediklerinde giderek saldırganlaşmaya başladı ve nihayetinde ortaya toplu bir histeri hâli, bitmeyen bir yarış ve gittikçe seviyesizleşen ve vasatlaşan bir iletişim “kültürü” çıktı.

Aile ortamı, cemaatler, dernekler, kahvehane, siyasi partiler ve benzerleri çok kolay bir şekilde yankı odaları haline gelebilir. Fakat bu fiziksel yankı odalarının sanal yankı odalarından önemli bir farkı, kendinize ait olmayan yankı odalarına yanlışlıkla adım atmanızın ya da içeride yankılanan düşüncelerin ortalığa saçılmasının çok zor olmasıdır. Kamusal alanlarda kulak misafiri olabileceğiniz diyaloglar yoluyla varlığını sezebileceğiniz ve sizi şok edecek düşünceler, sanal ortamda çok daha kolay bir şekilde dışarı sızabilmektedir. Somutlaştırmak gerekirse, “Kansere tedavi bulundu ama ilaç firmalarının baskısı nedeniyle bu açıklanmıyor”, “17 Ağustos 1999 depremi ABD’nin gizli silahıyla mı gerçekleştirildi?”, “Dünyayı Yahudiler yönetiyor, biz aslında dünyanın en güçlü ülkesiyiz”, “Cengiz Han Türk’tür”, “Lozan antlaşması 2023’te bitecek”, “Konya’da gizli uzay üssü var” gibi saçmalıklar, eskiden toplumun farklı kesimlerinin işgal ettiği farklı alanlar ve bu alanlar da kesişimin nadirliği dolaysıyla özel yankı odalarında kendi hallerinde yankılanmaya devam ederken, şimdilerde arkasında müthiş bir özgüvene sahip bir “demagog’’ ve ‘’mitomani” ile birlikte, her an karşınıza çıkabilmektedir.

Facebook’un haber ve medya ortaklıkları yöneticisi Andy Mitchell, kendisine yöneltilen “Facebook’un kişilerin haber akışına yaptığı editöryal müdahalenin nedeni” sorusuna “Böyle bir müdahalenin olmadığını söyleyen Mitchell: “Ne göreceğinizi biz seçmiyoruz, siz seçiyorsunuz. Siz bize nelere ilgi duyduğunuzu söylüyorsunuz, bizde size ilgi duyduğunuz şeyleri gösteriyoruz” (Soydan, 2015) diye cevapladı.[1]

Doğrudan insanların davranışlarını takip eden tablolar da televizyonda ciddi derecede partizan veya ideolojik eğilimlerle yayın yapan medya kuruluşları halkının büyük bir kısmına ulaşamadığını, televizyonun en çok izlendiği saatlerde bile haber kanallarının izleyici sayısının da çok azaldığını görüyoruz. Fakat günlük siyasi haber sitelerini takip edenlerin sayısı artışta, spor ve eğlence gibi milyonlarca izleyiciye ulaşan programlar, siyasal içerikli programların izleyici sayısından fazla olduğu görülmektedir.

Türkiye’de televizyon haber tüketiminin yanı sıra günlük yazılı basına olan güven %7,2’dir. Gazetelerin tirajının düşüklüğü ve gazetelere olan güvenin de iyice azaldığı diğer bulgularla desteklenmektedir. 2018 araştırma bulguları, katılımcıların %73,9’unun günlük olarak gazete okumadığını ortaya koymaktadır.(Konda, 2019, s 20)

Science’de 05 Haziran 2015 tarihinde yayınlanan rapora göre, ‘sosyal medyanın yankı fanusları oluşturması yönündeki veriler sınırlıdır. Toplumda bu platformlar üzerinden haber takip edenlerin oranı abartılıyor. Örnek vermek gerekirse nüfusun sadece küçük bir kısmı Twitter kullanıyor. Ayrıca, algoritmik kişiselleştirme ve bunun filtre balonları oluşumuna etkisini incelemek de hiç kolay değil çünkü arama motorları ve sosyal medya platformlarının verileri (algoritmalarının da olduğu gibi) tescillidir. Çalışmada ise Facebook araştırmacıları, kullanıcılara kişisel tercihlerine uygun içerikler gösteren haber bandı algoritmasının, farklı görüşlerdeki içerikleri kendilerini muhafazakâr olarak tanımlayan kullanıcılar için %5, liberal olarak tanımlayan kullanıcılar içinse %8 oranında azalttığını hesapladıklarını belirttiler. Oysa kullanıcıların sadece %4’ü profillerin de siyasal tercihlerini belirtiyor ki buda genellemeyi zorlaştırıyor. (Science, s.1130-1132)

Wiley online Library de American Journal of Political yazılı makalede:

(…) Hoşumuza gitmese de “yankı fanusları” için gerçek hayatta, sosyal medyada olduğundan daha fazla delil var. Yakın zamanda yapılan bir çalışma gösterdi ki partizan medyayı takip etmeyen, ancak takip eden biri ile fikir alışverişinde bulunanlar, tartışma sonucunda etkilenip benzer görüşler ediniyorlar. Bu dolaylı etkinin homojen tartışma gruplarında yer alan kişiler üzerindeki gücü, bilgi pekiştirme ile sosyal baskıyı birleştirdiği için, medyanın doğrudan yaptığı etkiden bile daha fazla olabilir. Yankı fanusları hikâyesinden hala çok tutuluyor? Bir sebebi kutuplaşmanın ve bu eksendeki medya tüketiminin toplumun önemli bir kesimi arasında çok daha yaygın olması siyasi olarak en aktif, en bilgili olanlar ve siyasetle en çok uğraşanlar. Bu gruptakiler hem sanal dünyada hem de kamusal yaşamda orantısız biçim de daha görünüyorlar…”[2] Yukarıda bahsettiğim az sayıda takip edilen tv ve yazılı medyanın ekonomik durumu da iyi değil”.[3]

 

Tüketilen medyanın içeriği hala önemli, yankı fanusları yaygın olmasa bile, partizan medya halen yanlış bilgi yayabilir ve bu, toplumun gözü önünde bulunan ve dolayısıyla etkili olan bir kesimi arasında diğer partiye karşı düşmanlığın artmasına neden olabilmektedir. Bu anlamda esas tehlike hepimizin değil, aramızda siyasi olarak en aktif olup, sesi en çok duyulanların yankı fanuslarında yaşamasıdır.

Post-truth’un,[4] kamuoyu oluşturmada gerçeklerin az, kişisel inançların çok etkili olması. Gerçektende insanlar artık mutlak gerçekle değil, kendi inandıkları gerçekle daha fazla ilgileniyorlar. İnandıkları şeyin gerçek olmasını isteyip onu gerçek kabul ediyorlar. Post-truth, tekrarlanan yanlışların kınanmadığı ve rutine döndüğü durumları anlatmaktadır. Hatta yanlış olduğu kanıtlansa bile o yalan, yeteri kadar tekrarlandığı için artık gerçek gibi kabul edilmektedir. Goebbels, “Yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır. Olmazsa, yalana devam edin. Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanırlar. Bir insana yalan olsa bile, bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser ve savunur. Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur ve insanların o yalana inanması da o kadar kolaylaşır, daha çabuk inanır. Amacımız doğruları söylemek değil, insanları etkilemek…”[5] Chomsky’nin[6] ifadesiyle; “Devlet propagandası, eğitimli sınıflar tarafından desteklendiği ve hiçbir sapmaya izin verilmediği zaman büyük bir etki yaratabiliyor. Bu sayede insanların çoğu, devletin tüm söylediklerinin doğru olduğunu sanmakta ve devletin yalanlarına karşı çıkanları düşman görmektedir.”

Yukarıda açıklamaya çalıştığım gibi, gerçek olmayan haberlerin ve bilgilerin yaygınlaşması, toplumdaki bazı insanların zayıflığından kaynaklanmaktadır. Günümüzde insanların düşünmeye vakti yok fakat internette sınırsız bilgi var, bu bilgilerin gerçek olup olmadığını ayırt edemeyen bireyler, daha önceden edindiği bilgilerinin sınırları içindeki kendilerine daha çekici gelen ve duygusal taraflarına seslenen haberlere inanmaktadırlar.

Sosyal medya, ticari pazarlamanın dışında, akademisyen, edebiyatçı, eleştirmen, gazeteci ve siyasetçilerin kendilerini pazarlamaları için bulunmaz bir araç olmuştur. Post-truth’tan çok fazla faydalanan siyasetçilerce sık sık tekrarlanan cümleler ve açıklamalar taraftarlarınca hep hoşgörü ile karşılanmaktadır.

İnsanların, bilimselliğin ve aydınlanmanın ortaya çıkması ile birlikte gerçekleri, “veriler,” üzerinden karar verdiğine dair bir inanç var. İnternetin sosyal medyada kullanılmaya başlamasıyla bu inancın çöktüğünü ve artık insanların istatistiklere bakmadan karar verebildiğini ve duygusal tepkilerin rasyonel düşüncenin önüne geçtiğini ifade eden bir kavram haline geldiğini görmekteyiz.

Post-truth kavramı, izole edilmiş bir medya sistemidir ve sahte haber ile birlikte anılmaktadır. Son zamanlar medyanın en temel özelliklerinden birisi, yalanlarının büyük ölçüde kabul görmesidir. Çünkü sahte/yalan haberin alıcısı, doğru haberin alıcısından daha fazladır. Sahte/yalan haber, “medyanın yaşamını” sürdürebilirliğinin vaz geçilmez öğesi haline gelmiştir. Bu durumdan faydalanmak isteyen guruplar, medyanın itibarsızlaştırılmasına destek çıkan popülist politikacılar kendilerine yakın yatırımcıların aracılığıyla medyayı ele geçirerek, ortaya atıkları asılsız iddialarla gündemi meşgul etmekte, ardından gerçek olmadığı ortaya çıksa bile ilk haberi alanların çok azı gerçeği öğrenebilmektedir. Artık sahte/yalan haberler ve kaynağı belli olmayan veriler, online kültürün bir parçası haline gelmiştir. “Haber, hegemonyayı elinde bulunduranların ya da hegemonyayı ele geçirmek isteyenlerin, kendi ideolojik görüşlerini toplumsal yaşam ve olaylar üzerinden topluma dayattıkları bir görsel ve işitsel iletişim alanıdır.” (İnceoğlu, Çoban, 2016, sayfa 24)

Amerika’da “yankı fanusları, sosyal medyada karşıt görüşlere maruz kalmak politik kutuplaşmayı artırıyor mu, azaltıyor mu” adlı araştırmada: “kendini demokrat veya cumhuriyetçi olarak tanımlayan Twitter kullanıcılarına, bir ay boyunca karşıt görüşten kişilerin hesaplarını takip etmeleri ve onların yazdığı tweetleri düzenli olarak okumaları istendi. Araştırma sonuçları, karşıt fikirlerin takip edilmesine rağmen kutuplaşmanın arttığını ortaya koymaktadır. Her iki grup üyeleri de muhalif düşüncenin kendi düşüncelerinde değişme yaratmadığı gibi kendi düşüncelerine/ inançlarına daha sıkı bir şekilde sarılmaya başladıklarını ifade etmişlerdir. Cumhuriyetçiler liberalleşmek yerine daha da muhafazakâr; demokratlar ise daha da muhafazakârlaşmak yerine daha da liberal olmuşlardır.

Christopher Bail,[7] “bizden farklı düşünen, farklı siyasi görüşü olan bir kişinin sosyal medyada yazdıklarını gördüğümüzde “bu iletide/ mesajda aslında iyi noktalarda var diyemiyoruz…” ve “…karşıt görüşlere maruz kalınırsa insanların yumuşaması için bir fırsat oluşur diye varsayıldı,” (Akbaş, 2018) demektedir. Öyle anlaşılıyor ki bireyin zihniyeti, önceden edindiği bilgilerle hemen savunmaya geçip muhalif düşüncenin haksız olduğuna dair nedenler ve kanıt üretmeye başlamaktadır. Bireyi, kendi bakış açısına karşı ancak kendisi ikna edebilir. O yüzden de politik muhaliflerimizden gelen argümanları anında reddedip baştan inandığımız şeyde ne kadar da haklı olduğumuza daha fazla ikna oluyoruz ve o şeye inanmak için daha da çok sebep buluyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] Facebook’un Haber ve Medya Ortaklıkları Yöneticisi Andy Mitchell, 2015 yılında İtalya’da katıldığı Uluslararası Gazetecilik Festivali’nde kendisine yöneltilen soruları yanıtladı. Bu sorulardan biri de Facebook’un kişilerin haber akışına yaptığı editöryal müdahaleydi. Yankı Odaları, Filtre Balonları ve Düşünce Ekosistemleri Murat Soydan    https://medium.com/@mrsoydan90/yank%C4%B1-odalar%C4%B1-filtre-balonlar%C4%B1-ve-d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce-ekosistemleri-a3556a99297e

[2] Wiley online Library American Journal of Political Science James N. Druckman, Matthew S. Levendusky, Audrey Mc Lain 08.08.2017.

https://onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1111/ajps.12325

[3] Andrew Guess Çeviri: Beril Bulat. Araştırma: Andrew Guess, Brendan Nyhan, Benjamin Lyons, Jason Reifler.

[4] Oxford Dictionaries, İngilizcede 2016 yılının kelimesi olarak post-truth’u seçti. Türkçeye gerçek-ötesi, gerçek-sonrası ya da post-olgusal şeklinde çevirmek mümkün. Post-truth kavramı bu güncel anlamında ilk kez 1992 yılında, Sırp asıllı Amerikalı Oyun Yazarı Steve Tesich’in The Nation dergisinde yayınlanan yazısında geçiyor.

[5] Konuşmanın devamı “…Hıristiyanlığın bu kadar etkili olmasının sebebi 2000 yıldır aynı şeyi söylüyor olmasıdır. Hıristiyanlık bugün ne anlama geliyor? Nasyonal sosyalizm bir dindir. Bir gün, yakında, nasyonal sosyalizm tüm Almanların dini olacaktır (16 Ekim 1928). Kapitalizm tamamen bir Yahudi sistemidir. Bizler sosyalistiz, ama Marksizm’e karşıyız. Sosyalizmi, Marksizm’den ibaret sananlar bizi sosyalist olmamakla suçluyor. Oysaki kapitalizm ve Marksizm aynıdır, Yahudi’ye hizmet eder. Nasyonal sosyalizm ise insanımıza hizmet eder…”

[6] Avram Noam Chomsky Amerikan aktivist, dil bilimci, filozof, mantıkçı, siyasi eleştirmen, tarihçi ve yazar.

[7] Christopher Bail, Duke Üniversitesi’nin Kutuplaşma Laboratuarı yöneticisi. Bu araştırmanın yürütücülerinden

PAYLAŞIN
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Hakkında admin

Tekrar kontrol edin

İstanbul Tabip Odası: En az iki hafta tam kapanma şart!

Hükümetin koronavirüsle mücadele kapsamında aldığı son tedbirleri ‘yarım tedbir’ diye nitelendirerek, bunları yeterli bulmayan İstanbul ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir