Ana Sayfa / Manşet / Istakoz ve Toplum…

Istakoz ve Toplum…

Istakozlar denizlerde ve okyanuslarda yaşayan, kırılması zor ve hiç genişlemeyen kabuklarının içinde yumuşak pelte kıvamında bir vücuda sahip, uzun süre yaşayabilen enteresan deniz canlılarından biridir. Istakozlar yaşadıkları sürece büyümeye devam edip çok büyük boyutlara ulaşabilirler. Büyüme sürecinde sürekli vücutlarını yenileyebildikleri için yaşlanma belirtisi de göstermezler.

Istakozların vücutları ile kabukları birbirinden farklı gelişim gösterir, şöyle ki ıstakoz belli bir büyüklüğe ulaştığında, onu tehlikelerden ve başka hayvanlar tarafından av olmasına karşı koruyan dış kabuğu aynı oranda büyüyüp genişlemez.

Istakozun vücudu büyürken, kabukları aynı oranda genişlemediği için vücudundan küçük kalan kabuklar kendisini rahatsız etmeye başlar. Bu aşamada kendini yoğun baskı ve stres altında hisseden ıstakoz, eski kabuğunu büyüyen vücuduna uygun kabuk ile değiştirmek ve dışarıdan gelecek tehlikelere, başka hayvanlar tarafından av olma riskine karşın bir kaya bulup o kayanın altına saklanır. Burada çok zor koşullarda, kabuğunu kırmak için uzun ve zorlu mücadele veren ıstakoz, kabuğunu kırıp dışarı çıkıp bir süre sonra kendine uygun büyük yeni bir kabuk oluşturup rahatladıktan sonra. Istakoz yine büyümeye devam eder,  değiştirdiği kabuğu yine küçük kalır ve onu tekrar rahatsız etmeye başlar, tekrar risk alır ve kabuğundan çıkarak tekrar daha büyük bir kabuk oluşturur. Bu işlemi yaşamı boyunca birçok kez tekrar eder.

Istakozun gelişmesi için gereken tek uyarı kabuğun daralması ile gelen rahatsızlık hissidir. Bu da yeni kabuğunu oluşturmaktan asla vazgeçmemesini sağlar.

Norveçli bilim adamları, omurgasız canlıların acıyı, hissetmediklerini tespit etmişlerdir. Aberdeen Üniversitesinden su ürünleri biyoloğu Peter Fraser, ıstakoz ve yengeç gibi omurgasızların sinirlerinin insandaki sinirlerle kıyaslandığında yok denecek kadar az olduğunu ve omurgasızların bu basit sinir sistemleri yüzünden acı hissetmediklerini söyler. Yani ıstakozların ve yengeçlerin sıcak suda kaynatılırken acı hissetmediklerini savunan araştırmacılar, balık avlarken oltanın iğnesine takılan solucanların da acıyı hissetmediklerini ileri sürerler.

Ayrıca ıstakozlar ve diğer kabuklular, vücutlarında doğal olarak bulunan zararlı bakteriler içerirler. Istakoz öleceğini anladığında bu bakteri hızla çoğalıp pişirilmeyle yok edilemeyecek toksinler salabilir. Bu sebepten dolayı ıstakoz yiyenler zehirlenmemek için canlı olarak pişirirler.

Bu kısa bilgiden sonra, bir an insanları da ıstakoza benzetip imgeleyelim.

Istakozlar vücudu büyüyor ama onu tehlikelerden koruyan kabuğu aynı oranda büyümediği gibi; toplumdaki idare edilen bireyler/halk düne göre gelişip, dünyadaki şartlara ayak uydurmaya çalışırken, onları idare edenler/iktidar bireyler/halka denk kendilerini geliştirmeyip yetersiz kalınca, bireyler/halk, ıstakozun tek uyarısı olan daralma rahatsızlığının aynısını hisseder. Bu his ıstakozda olduğu gibi bireyler/halk, dar gelen kabuğundan yani idare edenler/iktidardan kurtulmaya çalışacaktır.

Psikiyatrist Dr. Twerski “Baskı anları gelişme zamanının geldiğinin sinyalini verir. Istakoz eğer bir doktora gitseydi bu gelişimi gösteremezdi,” der. Twerski bu söylerken doktorun ıstakoza vereceği iki ilacın ismini de veriyor. İktidarlar tarafından uygulanan baskılar da bireyler/halka ilaçlarla çözülemeyecek değişim zamanının geldiğinin doğal sinyalini yani hissini verir.

Bireyler/halk ıstakoz gibi idare edenleri/iktidar değiştirinceye kadar ondan kurtulmak için ve tehlikelerden korunmak için kayalık, mevcut iktidara alternatif olarak, yani bireylerin/halkın, haklarını koruyacağına inandığı yeni politikalar oluşturan politikaları sahiplenecek.

Fakat ıstakoz kendine küçük gelen kabuğunun güvenli ortamını terk etmeseydi hiç gelişmeyecekti. Peki, Bireyler/halk gelişmek için neyi terk edecek! Topluma eş değer gelişemeyen iktidarı terk edecek.

İdare edilen bireyler/halk, baskı altındayken doğru karar vermeleri, mücadele etmeleri, büyümelerini durduran olumsuzlukları değiştirmeleri, bireyler/halk koruyan yeni sistem oluşturmaları, ıstakozun kaya dibinde zor şartlar altında kendine uygun oluşturduğu yeni kabuk kadar kolay değildir.

Istakozun oluşturduğu yeni kabuk nasıl zor şartlar altında oluşuyorsa, toplumun büyümesine rağmen yerinde sayan idare edenler/iktidarın içerisinde başlayan rahatsızlıklar onları da değişim sürecine zorlar. Yani değişen koşullar, idare edenlerin varlıklarındaki artışlar ve benzerleri, idare edenleri var olan halinden farklı bir boyuta taşıması sonucunda, tartışmasız olarak iktidarlarda içeride ve dışarıda rahatsızlık dönemi başlatır. Bu rahatsızlık yoğun bir şekilde var olan yapının değiştirilerek, büyümeye uyumlu hale getirilmesi için zorlar. Tabii ki her yer de idare edenler/iktidar bu mesajı doğru olarak algılamaz. Algılamasa da bu rahatsızlığın varlığı her zaman kendini her şekilde hissettirir.

İktidarlar bu sürecin zorluğu çoğu zaman, süreci ötelemekle aşmaya çalışılırlar. Ötelemek ise sadece rahatsızlık sürecini daha da rahatsız bir boyuta taşır. Bu öteleme ıstakozda olsaydı ıstakoz ölürdü.

Keyfi yerinde hiçbir iktidar, gelecek riskleri görse de değişmek gibi zorlayıcı ve sancılı bir durumun içine girmek istemez. Ancak organizasyonun keyfi kaçtıysa süreç ona iki seçenek tanır; Istakoz gibi kabuğunu değiştirmek ya da yok olmak…

İlk değişim ihtiyacında mesajı doğru olarak alan iktidarlar için zorlu bir süreç başlar. Çünkü yeni yönetim sistemini kurmalıdır. Yeni yönetim sisteminin kurulması ise iktidarın kendi içinde “Hadi biz kendi bakış açımız ile destek almadan sistem kuralım!” diyebileceği kadar kolay bir süreç değildir. Çünkü yönetim sistemi esasta belirli dinamikleri olan, bu dinamiklerin her iktidar özel olarak düzenleneceği, özel bir çalışmayı gerekir.

İktidarların zorlayıcı etmenlerle sistem kurma aşamasında, en sık yapılan hata, iktidarın üst yönetiminin kurulacak sistemi, insan üzerine kurgulama girişimidir. Oysa insan her biri birbirinden farklı, çok fazla değişkene sahip bir varlıktır. Durum böyleyken insan üzerine kurgulanan sistem, kurgu için baz alınan insan gittiğinde çökecektir. Oysa sistem insan değişse de güçlü bir şekilde, iktidarı ayakta tutabilmelidir. Sistem bir kez inşa edildiğinde, ihtiyaç durumunda geliştirilerek, revize edilerek ana yapıyı daima korur. Sistemde her sorunun bir cevabı vardır, cevabı olmayan sorulara nasıl cevap bulunacağı da. Sistemin ihtiyaç duyduğu niteliklere uygun her çalışan da, sistemin ihtiyacı olanı verecektir. Sisteme uygun insan, insana uygun sistemi her koşulda alt eder.

“Biz farkında olsak da olmasak da,” doğanın her yerinde ıstakozun yaşamı gibi örneklerle doludur. Bize düşen ise onun temel dinamiklerini, doğa gibi sistemi içinde barındıran mekanizmaları izleyerek, değerlendirerek, uyarlayarak uygulamaya almaktır.

Toplumdaki bireyler/halkın ıstakozların acıyı hissetmedikleri gibi olumsuzluklarda “Biz insanlar çilelerimizle ayakta kalmayı başarabiliriz. Ve bundan da böbürleniriz” demiş, İlk çağ filozofları. Talmud’da geçen; “Kendime destek olmazsam kim olacak? Sadece kendime destek olacaksam, ben neyim? Şimdi değilse ne zaman?”

Toplumlarda ıstakoz gibi, kabuğunun dar geldiği, değişim ile yüzleşmek zorunda kaldığında, değişim için o kabuğu kırarken çok acı çekerler… Kabuk değiştirme aşamasında bir ıstakozdan daha fazla acı çeker. Bazen de ıstakozların doğası gereği saklandığı o kayanın dibini bulamayıp ölebilirler. Ölürken ıstakozlar gibi vücutlarında doğal olarak bulunan toksinler zararlı bakteriler salabilir zehirlerini bırakabilirler.

 

e-mail    m.nesim.sevinc@gmail.com

PAYLAŞIN
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Hakkında admin

Tekrar kontrol edin

Hendek’teki patlamayla ilgili 4 kişi tutuklandı

Sakarya’nın Hendek ilçesinde bulunan havai fişek fabrikasındaki patlamayla alakalı gözaltına alınan 4 şahıs tutuklanarak cezaevine ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir